Kemalizm
Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2026

Cumhuriyet'in Işığında Eğitim

Caner Tos 35 Okunma
Paylaş:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, yalnızca siyasal bir rejim değişikliği değil; aynı zamanda toplumsal yapının köklü bir biçimde yeniden inşasını hedefleyen bir modernleşme sürecidir. Bu sürecin temelini ise eğitim devrimleri oluşturmuştur. Cumhuriyet cehaletle mücadeleyi, aklın ve bilimin rehberliğinde düşünmeyi, çağdaşlaşmayı, yurttaşlık bilincinin oluşmasını millî ve modern eğitim politikalarında görmüştür. Bu yazıda, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle şekillenen eğitim politikalarının tarihsel gelişimini, zihniyetini ve toplumsal etkilerini ele alacağız. Özellikle 1923-1950 döneminde gerçekleştirilen reformlar üzerinden, Cumhuriyet’in eğitim anlayışının nasıl bir dönüşüm yarattığı inceleyeceğiz. Tabii hepsinden önce Osmanlı’daki eğitim anlayışına ve zihniyetine de göz atacağız.

Osmanlı’dan Cumhuriyet'e Eğitim

Osmanlı’da eğitim alanında modernleşme ve batılılaşma düşünceleri 18. yy. başlarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunun arkasındaki nedenler saymakla bitmez ama başlıcaları medreselerin artık çağın yeniliklerini yakalayamamaları, bunun üstüne kurumların yenileşmelerine de dinsel gerekçeler göstererek karşı çıkmaları, askerî sahada ve eğitimde batılı devletlerin gerisinde kalınması olarak gösterilebilir. Medreseler zamanla yozlaşmış, bilimden kendini soyutlamış, yeri geldiğinde kendi çıkar ve tavizlerini korur olmuştur. Matematik, fennin artık giremediği ve felsefenin çoktandır yer bulamadığı medreseler; toplumun bilim/ilim merkezleri olmaktan uzak, miladını doldurmuş kurumlar olarak tamamen sonlandırılması gerekiyordu. Askerî eğitim veren Enderun ve Babıâlilere bakarsak yine bir yozlaşmanın varlığından söz edebiliriz. İşleyiş bakımından “devşirme”ye bağlı bu kurumlar zaten en başından toplumdan kopuk bir izlenim veriyordu. 18. yy.a geldiğimizde tekrar incelersek artık nitelik ve başarının değil kayırılma ve torpilin alıp başını gittiğini görebiliriz. 

İlk Batılılaşma Çalışmaları

Art arda alınan yenilgiler, sınırların artık gittikçe daralması artık Osmanlıda “Avrupa’da olup da bizde eksik olan ne?” sorusunu ortaya çıkarmıştı. Bu sorunun yaygınlaşması ile yenilik çalışmaları yavaştan başlamıştı. Eğitimin batılılaşması ve modernleşmesi ilk olarak askerî eğitimde kendini göstermiştir. Askerî eğitimde mühendis okulları, tıbbiyeler, harbiyeler; sivil eğitimde rüştiyeler açılmıştır. Lale Devri ile kendini gösteren batıya dönüş, II. Mahmud Dönemi ile beraber tam bir modernleşmeye dönüşmüştür. II. Mahmud Döneminde en büyük gelişmelerden biri Tâlimhane’nin açılması olmuştur. Ordunun her bir üyesinin okuyup yazmasına özen gösterilmiştir. Mekteb-i Ulum-ı Harbiye, Tophane Mekteb-i Harbiyesi, Mızıka-i Hümayun Mektebi gibi okullar açılmış, müfredatlarında askerî derslerin yanında matematik, fen, sanat ve sporda yer almıştır. Tanzimat eğitimi "Osmanlılık" ilkesine dayanıyordu. Tanzimat ile beraber açılan yeni okullarda yetişenlere Osmanlılık bilinci aşılanmıştır. Eğitim ile Osmanlının farklı milletlerini kaynaştırma ve Batıdan feyz alınan yöntemler ile alanında uzmanlar yetiştirilmesi hedeflenmiştir (Sakaoğlu, 2003, s.74).

II. Meşrutiyette Eğitim: Millî Eğitimin Uyanışı

II. Meşrutiyet ile beraber devletin geleceği için eğitim bir çıkış yolu olarak görülmüştür. Bununla beraber “ulusal eğitim” ana hedef hâline gelmiştir. İlk başlarda uygulanmaya çalışılan “Osmanlılık” eğitimi yerini “Türkçü” eğitime bırakmıştır. Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi, Ethem Nejat gibi isimlerin yazıları ile “millî terbiye” yolları aranmıştır. Jöntürkler kendilerini eğitici konumuna koymuş ve halka yönelmişlerdir. Yalnız, halktan istedikleri gelişimi göremedikleri vakit halktan umudu kesmiş ve uzaklaşmışlardır. Bundan dolayı yapılan yenilikler halk tabanında yeterince tutulmamıştır (Uyanık, 2009, s.70).

Cumhuriyetin Eğitim İlkeleri ve Zihniyeti

Cumhuriyetin ilanından sonra ele aldığı eğitim içler acısı hâldeydi. Karşı karşıya olunan manzara şu şekildeydi: eskimiş ve geçerliliği kalmamış yöntemler ile eğitim veren kurumlar, birbirinden bağımsız sistemsiz eğitimler, yabancı ve azınlık okullarının kendi ideolojilerine bağlı eğitim ve propagandaları, okuryazar nüfusun azlığı... Cumhuriyet için eğitim sosyal, kültürel, bilişsel kalkınmanın anahtarı ve ana unsuruydu.

Tabii, kalkınma hâlihazırda bulunan dönemi yakalayamayan sistem ile olacak değildi. Bundan dolayı her şeyden önce yeni eğitim modeli oluşturulmalıydı. Yeni eğitimin dayandığı temel ilkeler birlik, laiklik, millîlik, ilmîlik/bilimsellik, cehaletle savaş, disiplin, eşitlik, işe dayalı ve karma eğitim idi.

1. Birlik İlkesi
Birlik ilkesi ile eğitimde zümre ve kültür farklılıklarının yarattığı ayrılık ve düzensizlik ortadan kaldırılarak her yurttaşın aynı fırsat ve eşitliklerden faydalanması hedeflenmiştir.
2. Laiklik İlkesi
Laiklik ilkesi ile eğitimin evrenselliğe açılması ve dinin etkisinden kurtarılarak devlet kontrolüne geçirilmesi hedeflenmiştir.
3. Millîlik İlkesi
Yeni eğitimi alacak olan Türk milletinin; varlığının ve birliğinin farkında olması, millî gayeye sahip olması için Türk milletine uygun eğitimin verilmesi gerektiğinden eğitimde millîlik ilkesi güdülmüştür.
4. İlmîlik/Bilimsellik İlkesi
Eğitimde uygulanan yol ve yöntemlerin temeline ilim/bilim oturtulmuş, düzenlemeler dönemin bilimsel çalışmalarını takip edecek şekilde yapılmıştır. Eğitimde kullanılan araçların ve ögelerin güncel ve döneminin en üst seviyesinde olması sağlanmıştır.
5. Cehaletle Savaş
Cehalet, çağdaşlaşmanın önünde büyük bir engel olarak cumhuriyetin düşmanıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın büyük bir kesimi bilgiden yoksundu. Hurafeler ve batıllar, bilimden ve hayattan önde geliyordu. Cumhuriyet bunları kırmak için halkı aydınlatma yoluna gitmiştir. Devrimler oluruna bırakılmamış bizzat halka aktarılması için çalışmalar yapılmıştır.
6. Eşitlik İlkesi ve Karma Eğitim
Toplumun ilerlemesi için her bir yurttaşın aynı eğitim olanaklarına ulaşması hak olarak tanınmıştır. Toplumun ilerlemesi sadece bir kesiminin ilerlemesine bağlı değildir, toplumun ilerlemesi topyekûn erkeği ve kadını ile beraber mümkündür. Bundan dolayı cinsiyetlerin eğitimde de aynı haklar, şartlar ve imkânlardan faydalanması sağlanmıştır.
7. Disiplin İlkesi
Yeni eğitimde başarının esası disiplin olarak ele alınmıştır. Hayatlarının her alanında da disiplini uygulayabilmeleri için eğitimin disiplin çerçevesinde olması gerekiyordu. Nafi Atuf Kansu’nun disiplin ile ilgili görüşü ilkeye açıklık getiriyor:

“Bir sosyal bünyeyi ‘geri, fena, eski haksız ve zararlı ne varsa bunlardan kurtarıp yerine iyiyi, doğruyu, faydalıyı koymak’ ve bunun için de zaman unsurunu en kısa haddine indirmek ancak disipline dayanan bir metodla mümkündür.” (Kansu, I., & Kansu, M. A. (Eds.), 2011, s.263).

Maarif Kongresi ve Heyet-i İlmiyeler

Cumhuriyetin eğitimi daha ilanından önce şekillenmeye başlamıştı. Yeni millî eğitimin yol, yöntem ve amacının belirlenmesi için 16 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında Ankara'da "Maarif Kongresi" düzenlendi. Bir yandan Kurtuluş Savaşımız sürerken, bir yandan da yeni bir savaşa hazırlanılıyordu. Cehalete ve karanlığa karşı verilecek savaşın planları Maarif Kongresi ile şekilleniyordu. Atatürk, yeni eğitim meselesine kongrenin açılış konuşmasında şu sözlerle yer veriyordu:

“Bugün Ankara Millî Türkiye’nin ‘Millî Maarifini’ kuracak olan Türkiye Muallime ve Muallimler Kongresi’nin inikadına sahne olmak mazhariyetiyle de müftehirdir. Asırların mahmul olduğu derin bir ihmal-i idarinin bünye-i devlette vücuda getirdiği yaraları tedaviye masruf olacak himmetlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda ibzal etmemiz lazımdır. Gerçi bugün maddi, manevi, menabi kuvvamızı, hududu milliyemiz dâhilindeki memleketlerimizde müstevli bulunan düşmanlara karşı istimal etmek mecburiyetindeyiz. İrfan-ı memleket için tahsis edilebilen şey müstakbel maarifimize mâ-bihi’l-istinat olacak bir temel kurmaya kâfi değildir. Ancak vâsi ve kâfi şerait ve vesaite malik oluncaya kadar geçecek eyyam-ı cidalde dahi kemal-i dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir millî terbiye programı vücuda getirmeye ve mevcut maarif teşkilatımızı bugünden müsmir bir faaliyetle çalıştıracak esasları ihzar etmeğe hasr-ı mesai eylemeliyiz.”(Aytaç, 1984, s.23).

Kongrede şu konular görüşülmüştür: okul ve öğrencilerle ilgili sayısal veriler, öğretim programları, eğitim sisteminin ihtiyaçları, üretimin artırılmasında eğitimin rolü gibi konular üzerinde durulmuştur. Ayrıca dört yıl olan ilkokulların öğretim sürelerinin beş yıla çıkarılması, köylü ile şehirlilerin ihtiyaç farklılıklarından dolayı ilkokul programlarının da buna göre farklılıklar içermesi ortaya konmuştur. (Deniz, 2001, s.11).

Maarif Kongresi’nin devamı niteliğinde olan ve tamamen eğitimcilerden oluşan Heyet-i İlmiyeler; cumhuriyetin eğitim politikalarını, yeni programları belirlemek üzere üç kere (1923, 1924, 1925) toplanmıştır. Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Ahmet Ağaoğlu, Yakup Kadri, Reşat Nuri gibi isimler Heyet-i İlmiye çalışmalarında yer almıştır.

Tevhid-i Tedrisat: Eğitimde Birlik ve Eşitlik

Medreseler, tekkeler, zaviyeler, azınlık okulları millî gayeden uzak, birbirinden taban tabana zıt yurttaşlar yetiştiriyordu. Bu kurumlardan yetişenler sanki aynı toplumun bir parçası gibi değil de ayrı gayrı yaşayan birbirinden farklı toplumlardı (Akyüz, 1982, s.81). 3 Mart 1924’da yayınlanan Tevhidi-i Tedrisat Kanunu’nun amacı eğitimde birliği ve eşit şartları sağlamak olmuştur. Ahmet Kuşci, bununla beraber amacın yükseköğretim kurumları dışındaki okullarda öğrenim gören çocuklara millî kültür vermek ve ideolojik ve dinî yönlendirmelerden uzak tutmak olduğunu aktarmıştır (Kuşci, 2021, s.74). Bunun sağlanması için okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Din eğitimi de bakanlığın denetimine alınmış, bakanlığın kontrolü dışında din eğitimi veren kurumlar kapatılmıştır. Azınlık ve yabancı okullarda millî gayeye zarar verecek ideolojik ve dini eğitim okullarda yasaklanmıştır. Tevhid-i Tedrisat, birlik ve eşitliği sağlamasının yanında laikliğin ve laik eğitimin ilk adımı olmuştur.

Eğitimde Yurttaş Bilinci ve Ulus-Devlet İnşası

Yurttaşlık bilinci, bireyin içinde yaşadığı siyasal topluma karşı sorumluluklarını, haklarını ve aidiyetini kavramasıyla şekillenen bir farkındalıktır. Sadece kendi hak ve sorumlulukları üzerine değil, yurttaşların birbirine bağlı olan yükümlülüklerini de kapsamaktadır. Buna göre her bir yurttaşın topluma karşı sorumlulukları vardır. Yurttaşlık bilinci, bireyin kendisini yalnızca bir vatandaş olarak değil, aynı zamanda bir katılımcı olarak görmesini sağlar. Cumhuriyet, halkın kendi içindeki bağların güçlendirilmesi ve topluma aktif katılım sağlayacak bireylerin yetiştirilmesi için yurttaşlık bilincinin canlanmasını öncelemiştir. Özellikle örgün eğitim kurumlarında yurttaşlara toplumsal sorumluluk duygusunu da kazandırılmıştır. Ders kitaplarında yer alan tarihsel anlatılar, milli semboller, yurttaşlık bilgisi dersleri ve okul törenleri bireyin ulusal kimlik ile özdeşleşmesini sağlar. Bu süreç yalnız yurttaşlık bilincinin canlandırılma çalışması değil, ulus-devlet inşasının eğitime yansımasıdır.

Öğretmenlerin Eğitimi

Okullarda öğrenciler yeni eğitimi alacak almasına ama yeni eğitimi aktaracak ve eğitim-öğretimi sağlayacak öğretmenler de yetiştirilmeliydi. Öğretmenler geleceğin mimarları olarak cumhuriyette çok önemli bir mevki edinmişler, el üstünde tutulur olmuşlardır.

“Millî Mücadele bitip Cumhuriyet ilan edildikten sonra, ordu kışlasına çekilirken, cehaletle savaş için muallimler ön safa geçmek durumundaydı.” (Sakaoğlu, 2005, s.265).

Öğretmen okulları yeni eğitime uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir. İlköğretime öğretmen yetiştirmek üzere ilk muallim mektepleri, ortaöğretime öğretmen yetiştirmek üzere orta muallim mektepleri tertip edilmiştir.

“Orta Tedrisat Muallimleri (13 Mart 1924)” ve “İlkmektep Muallim ve Muavinleri (2 Haziran 1926)” hakkında kanunlar öğretmen olmak için gereken öğrenim koşulları belirlenmiş, ilkokul öğretmeni olmak için beş yıl idadi veya ona denk ya da yüksek eğitim koşulu getirilmiştir. 22 Mart 1926 Maarif Teşkilâtına Dair Kanun ile öğretmenlerin yetiştirilmesi yeni esaslara bağlanmıştır. Bu yasa kapsamında, lise muallimlerinin yetişeceği yüksek muallim mekteplerinin; orta mektep ve muallim mektebi muallimlerinin, ilk tedrisat müfettişleriyle tatbikat müdürlerinin yetişeceği orta
muallim mekteplerinin açılması öngörülmüştür. Cumhuriyetin erken dönemlerinde öğretmen yetiştiren Gazi Orta Muallim Mektebi ve Eğitim Enstitüsü ile İstanbul ve Balıkesir Eğitim Enstitüleri, İstanbul ve Ankara Yüksek Muallim Mektepleri, bu yasa doğrultusunda açılmıştır. (Sakaoğlu, 2005, s.267-269).

Eğitim Kurumlarında Gelişmeler

İlköğretim
Halkın okuryazarlığının arttırılması ve bilgi ile tanışması, aynı zamanda bu istenilenlerin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi için en önemli basamak olarak görülen ilköğretime ağırlık verilmiştir. 1924 Anayasasında ilköğretim zorunluluğu ve devlet okullarının parasız oluşu yer almıştır. Ekonomik güçlükler nedeniyle, köylere ilkokul yapmada ve öğretmen sağlamada zorluklar yaşanmış, 40 bin köyün 35 bini okulsuz kalmıştır (Akyüz, 1982, s.85). 1923-1924 eğitim- öğretim yılında 4.894 ilkokul, 10.238 öğretmen ve 341.941 öğrenci varken bu sayılar 1937-1938 eğitim-öğretim yılında 6.700 ilkokul, 15.775 öğretmen ve 764.691 öğrenciye ulaşmıştır. (Bozdemir, 2009, S.14)

Ortaöğretim
Birinci Heyet-i İlmiye toplantısında Tanzimat’tan kalan ortaöğretim kurumlarının adlarında değişikliğe gidilerek “idadi” yerine “ortaokul” ve “sultani” yerine “lise” adlarının kullanılması kararlaştırılmıştır. 1924’te gerçekleştirilen İkinci Heyeti İlmiye toplantısında ise ortaöğretimin, yedi yıldan ortaokul-lise üçer yıl olacak şekilde altı yıla indirilmiştir. Ortaöğretim kurumlarının amacı, memleket için elinden çeşitli hizmet ve sanat işleri gelecek bireyler yetiştirmek ve yükseköğretime öğrenci hazırlamak olmuştur. Ortaöğretim kurumları ortaokullar, liseler, ilk öğretmen okulları ve köy öğretmen okulları olmuştur. İlköğretim gibi ortaöğretimin de yaygınlaşmasına önem verilmiştir. 72 ortaokul ve 23 lise, toplam 7.146 öğrenci ve 1309 öğretmen bulunan 1923-1924 eğitim-öğretim yılından 1937-1938’e gelindiğinde 140 ortaokul ve 68 lise, 74.107 öğrenci ve 4004 öğretmen olmuştur (Bozdemir, 2009, s.15).

Mesleki ve Teknik Okullar
Cumhuriyetin ilanında sonra mesleki bilgi ve becerilere sahip insanlara ihtiyaç vardı. Maarif Vekaletinin mesleki ve teknik eğitime ilgisi, uzmanlıklarından faydalanmak için Türkiye’ye davet edilen yabancı uzmanların verdiği raporlar doğrultusunda artmıştır. Erkek Sanat Okulları, Kız Sanat Okulları , Ticaret Okulları yanında yüksek dereceli mesleki ve teknik okullardan Yüksek Ticaret Okulları, İstanbul Yüksek Mühendis Okulu, İstanbul Yıldız Teknik Okulu kurulan mesleki ve teknik okullardan bazılarıdır.

Yükseköğretim
Cumhuriyetin ilanından sonra 1923'te Harp Okulu, 1925’te Ankara Hukuk Fakültesi 1927'de Gazi Orta Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü kurulmuştur. Yetersiz görülen İstanbul Darülfünununda ise köklü reformlara gidilme kararı alınmıştır. Cenevre Üniversitesinden Albert Malche incelemelerde bulunması için davet edilmiş, hazırladığı raporu 1936 Haziran’ında sunmuştur (Turan, 2006, s.11). Darülfünunun yerini İstanbul Üniversitesi almıştır. İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 tarihinde resmi bir törenle açılmıştır. Merasimde konuşma yapan Maarif Vekili Esat Bey yurdun en büyük bilgi evinin açıldığını, hükûmetin hiçbir fedakârlıktan çekinmeyerek en iyi bilim insanlarını ve imkânları sağladığını duyurmuştur (Vakit, 19 Kasım 1933). Üniversitelerde uluslararası akademik unvanların kullanılması için “profesör”, “doçent, “ordinarius” unvanları hocaların akademik derecelerine göre belirlenmiştir (Cumhuriyet, 13 Kasım 1933).

Yükseköğretim reformlarının zeminini hazırlayan bir diğer etken Reşit Galip’in çalışmaları olmuştur. Yükseköğretim kurumlarının reformu ve disiplini üzerine direten Reşit Galip zaten bu göreve uygun görüldüğü için getirilmiştir. Reşit Galip, Darülfünunu şu şekilde eleştiriyordu: "Memlekette büyük politik ve sosyal inkılaplar yapılmıştır. Darülfünun bu büyük değişikliklere seyirci kalmıştır... Darülfünun'da bu harekete karşı bir ilgi uyandırmak için üç yıl çalışılıp beklendi. İstanbul Darülfünun’nu sesini bile çıkarmadı..." (Turan, 2006, s.11).

Nazi iktidarındaki Almanya’dan Türkiye’ye sığınan farklı alanlardan bilim insanları üniversitelerde görevlendirilmiş, İstanbul ve Ankara’da üniversitelerin bilim üretmesine katkı sunmuşlar ve birçok değerli bilim insanımızı yetiştirmişlerdir. 22 Haziran 1935 kurulan Ankara Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesinin 9 Ocak 1936’da açılışı gerçekleşmiş ve dersler başlamıştır. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra yükseköğretim kurumlarının sayısında bir artış olmuştur. Atatürk dönemi yükseköğretim kurumlarının sayısında % 89, Yükseköğretim kurumlarında akademisyen sayısında % 172, yükseköğretim öğrencilerin sayısında ise % 228 oranlarında artışlar olmuştur (Bozdemir, 2009, s.18).

Harf Devrimi ve Halk Eğitimi

Yeni harflerin kabulü yıllardır tartışılagelen ve Atatürk’ün de aklında olan bir meseleydi. Öyle ki Mazhar Müfit Bey’e gelecekte yapılacakların listesini tuttururken beşinci maddeye "Latin hurufu kabul edilecek." diye yazdırır. Atatürk, 9 Ağustos 1928 günü halka hitaben şunları söylüyordu:

"Çok işler yapılmıştır, ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lâkin çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harfleri çabuk öğrenilmelidir, her vatandaşa, kadına, erkeğe, hammala, sandalcıya öğretiniz. Bir milletin, sosyal bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse, bu ayıptır, bundan insan olanların utanması gerekir. Bu millet utanmak için yaratılmamıştır, övünmek için yaratılmış, tarihini övünmekle doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir, Türkün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlarındır. Artık geçmişin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız, hataları düzelteceğiz, bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmalarını isterim. En nihayet bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenecektir. Milletimiz yazısı ile kafası ile bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir."

Bu konuşmadan sonra yeni Türk harflerinin öğretilmesi için kurslar düzenlenmeye, Türk Maarif Cemiyeti tarafından kurslar açılmaya, milletvekilleri tarafından “Yeni Türk Harfleri” ile ilgili teşvikler yapılmaya ve konferanslar verilmeye başlanmıştır (Kuşci, 2021, s.83). Arap harflerinin Türkçeye uygun olmadığı ve okuryazar nüfusun azlığının nedeni olduğu düşünülüyordu. Bu düşünceler de yeni Türk harfleri tartışmalarını gündemde tutuyordu. Türk harflerinin düzenlenmesi için Türk Dil Encümeni (Söz Derleme Heyeti) oluşturulmuştur. Heyetin amacı ise Anadolu lehçelerinden kelimeler toplamak ve toplanan kelimelerle Türk dilini zenginleştirmektir (Kuşci, 2021, s.85). Haziran 1928’de Maarif Vekâletinde toplanan Türk Dil Encümeni biçim ve ses yönünden anlaşılır ve kolay bir dilbilgisi önergesi hazırlamıştır (Sakaoğlu, 1992, s.61).

Bu önerge sonrasında 1 Kasım 1928 tarihinde “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında” Kanunu kabul edilmiştir. Yeni Türk harflerinin kabulünden sonra okullarda eğitim aracı olarak kullanılacak kitapların Türkçe harfler içermesi, yeni basılacak kitapların yeni harfler ile basımının zorunlu kılınması, resmi yazıların ve tutanakların yeni harfler ile yazılması ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Yeni harflerin kabulünden sonra, zor bir süreç olduğunun farkında olarak, halkın tamamının çabucak öğrenemeyeceği çok açıktı ama bu devrim ile beraber okumayazma eğitimi kolaylaşmış, kendi dilini daha kolay anlar hâle gelmişti.

Millet Mektepleri

Yeni harflerin kabulü ile toplumun her bir kesimine eğitimin ulaştırılması ve yeni harfleri öğrenmesi amacıyla 1 Ocak 1929 tarihinde Millet Mektepleri açılmıştır. Millet Mekteplerinin açılış günü Maarif Bayramı olarak ilan edilmiştir. 16-45 yaş arası yurttaşların millet mekteplerinde eğitim görmesi zorunlu kılınmış, millet mekteplerinden mezun olmayanlara resmi ve özel kurumlarda iş verilmeyeceği ve bu kişilerin mahalle ve köy ihtiyar heyetlerine giremeyecekleri belirtilmiştir. Millet Mektepleri, ikiside 4 ay eğitim veren A ve B dershaneleri şeklinde eğitim vermiştir. A dershanelerinde Arap harfleriyle okumayazma bilenlere veya hiç okuma-yazma bilmeyenlere yeni harflerle okuma-yazma öğretilmiştir. B dershanelerinde ise okumayazmayı bilenlere yaşamlarında lazım olan genel bilgiler verilmiştir. (Kuşci, 2021, s.92-94). Millet Mekteplerinin açılışı 1 Kasım 1929 tarihinde Vakit gazetesine şu şekilde yansımıştır:

“Bugün akşam üstü Türkiye Cümhuriyeti hudutlarının sardığı vatan parçasının bütün
şehir, kasaba ve köylerinde umumî okuma faaliyetine başlanacak, Millet mektepleri
ismini taşıyan halk dershaneleri büyük merasimle açılacak ve ilk ders verilecektir.
Memleketin umumî ve hususî maarif teşkilatı bu kıymetli vatan vazifesinin başarılması
için bir aydanberi seferber edilmiş, lâzım gelen bütün tedbirler alınmış, her tarafta
dershaneler açılmış, cehalet mücadelesinde muzaffer olmak için bütün hamleler
yapılmıştır. Bilhassa Büyük Gazimiz mücadele ordusunun reislik ve baş muallimliğini
kabul etmek suretile mücadeleye şerefli bir hüviyet kazandırmışlardır.” (Vakit, 1 Kasım
1929).

Sonraki yıllarda bütçe ayrılamaması ve işlevinin azalması ile etkisini yitirmiştir ama o dönem çok kapsamlı olmasa da günümüz halk eğitiminin temellerinin atıldığını söyleyebiliriz.

Halkevleri

Halkevleri; halka devrimlerin benimsetilmesini, millî kültürü geliştirmesi ve yaymasını, kültür etkinlikleri düzenlemesini sağlamak için 1931'de kapatılana kadar bu faaliyetleri yürüten Türk Ocakları yerine 19 Şubat 1932’de kurulmuştur. Halkevleri ve millet mektepleri arasındaki farkı açıklarsak millet mekteplerinin eğitim, halkevlerinin kültür kurumu olduğunu söyleyebiliriz. Naif Atuf Kansu Halkevlerinin kuruluşunun 14. yılında yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:

“Büyük devrimlerden sonra, Türk Milletinin, yeni bir medeni yaşayışa, yeni bir milli
hayata erişmesini sağlamak için Büyük Şeflerimiz’in bizlere armağan ettikleri, en güzel,
en faydalı kurumlardan biri de, Halkevleri ve Halkodaları olmuştur. Bunların, sosyal
yapımıza, ne kadar uygun ve manevi kalkınmamız için ne kadar lüzumlu olduklarını,
geçen 14 yıl göstermiştir.” (Ülkü Dergisi, Cilt 9, Sayı 107,Mart 1946).

Halkevlerinin amaçları şu şekilde sıralanabilir:

  • Devrimin ilkelerini benimseyen, milliyetçi, halkçı, inkılâpçı, lâik vatandaşlar yetiştirmek,
  • Kentten köye bütün vatandaşlara okuma yazma öğretmek,
  • Yeni nesilleri ahiret-ceza korkusu temelli ahlâk yerine erdem temelli ahlâk ile yetiştirmek,
  • Türk milletini, muasır medeniyet yolunda ileri taşımak,
  • Yeni nesilleri Türk olmak haysiyetinin bu gerekliliklerine en kısa zamanda ulaştırmak
    (Sakaoğlu, 1992, s.71-72).

Millî Eğitim Şûraları (1939-1949)

Maarif şûraları, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde izlenecek temel ilkeleri ve yapılacak faaliyetleri belirmek için toplanmıştır. Amaç, eğitim sistemine yön verecek kararları ortak akılla oluşturmak olmuştur.

I. Maarif Şûrası (1939)

Aslında 1937’de toplanması planlanan Birinci Eğitim Şûrası, Millî Eğitim Bakanlığı, şûranın incelemesine sunulacak raporlar henüz bakanlıkça hazırlanmamış olduğundan 1939 yılına ertelenmiştir. Şûra, 17-29 Temmuz 1939 tarihleri arasında önceden kendilerine bildirilmiş olan üyelerin katılımı ile toplanmıştır. Millî eğitimin sadece herhangi bir alanı ele alınmamış, tüm millî eğitim bütünüyle ele alınmıştır. Üç sınıflı köy okullarının beş sınıfa çıkarılması; okul kitaplarının Milli Eğitim Bakanlığınca bastırılması ve ders kitaplarının 'devlet kitabı' olmasının kararlaştırılması; bütün fakülte ve yüksek okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanması; illere göre ihtiyaç planlarının hazırlanması; İstanbul Üniversitesinin ve Ankara Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesinin lisans, doktora, sınav, pansiyon yönetmeliklerinin kabul edilmesi; okulların disiplin yönetmeliklerinin kabul edilmesi alınan kararlardan bazılarıdır (Deniz, 2001, s.21).

II. Maarif Şûrası (1943)

İkinci Millî Eğitim Şûrasının toplanma amacı; Türkçe ve Tarih öğretiminin, ayrıca okullarda ahlak eğitiminin geliştirilmesine dair konuları görüşmektir. Birinci Şûra’ya kıyasla çalışma alanı daha dar olan İkinci Şûra, 15-21 Şubat 1943 tarihleri arasında dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel başkanlığında Ankara’da toplanmıştır. Hasan Âli Yücel’in konuşması şûranın toplanma amacına yer veriyordu:

"Milli Kültürümüz denildiği zaman bunda, her Türkün şahsiyeti ve mânevi varlığı
demek olan ahlâkı; Türklüğün en mahrem varlığını teşkil eden ve düşünmek dediğimiz
büyük insanlık işlevinin özü olan dili ve bizim dilimiz Türk dilini; milli varlığımızın
tarihin en eski kaynaklarından bugüne doğru yürüyüşünde hangi yollardan geçtiğini,
hangi kıtalarda medeniyet durakları kurduğunu ve insanlığa neler getirip nasıl hizmet
ettiğini gösteren Türk tarihini, üç esaslı unsur olarak görüyoruz. İkinci Maarif Şurasını
bu üç ilkenin üstünde düşünmeye, bu konuda fikir birliği yapmaya daveti lüzumlu ve
faydalı bulduk." (MEB, İkinci Maarif Şûrası, s.5).

İlköğretim ve ortaöğretim tarih programlarının çocukların seviyelerine uygun olmadığı, anadili öğretiminin istenilen düzeyde gerçekleşmediği ifade edilmiş; kitaplara tarihi okuma parçaları eklenmesi ve tarihe ağırlık verilmesi, ortaokul ve lise tarih öğretmenliklerine yalnız bu alanda öğretmen yetiştiren kurumlardan atama yapılması önerilmiştir. Ayrıca ahlak eğitiminin amacı olarak ideal Türk çocuğu ortaya konmuştur. İdeal Türk çocuğu belirtilmiştir: Türk diline, kültürüne, devrimlerin ilkelerine bağlı; kendine ve insanlara saygılı, onurlu, çalışkan, ödevine bağlı; doğrudan şaşmayan başkalarının da şaşmasına mani olan; yurttaş bilincine sahip, yurttaşlarını seven bir Türk (Deniz, 2001, s.24-25).

III. Maarif Şûrası (1946)

Üçüncü Şûra'da, mesleki ve teknik eğitime dair çalışmalar ağırlıklı olmakla beraber okul-aile birliği de çalışmalar arasında yer almıştır. Ticaret Ortaokulları, liseleri program ve yönetmelikleri, Erkek Sanat Okulları ve Enstitüleri, Kız Enstitüleri, İstanbul Teknik Okulu, Ortadereceli Teknik Öğretim Okulları program, yönetmelik, öğretmen ve öğrenci işleri görüşülmüştür. Okul-aile arasında işbirliği sağlanması yönünde çalışmalar yapılmıştır.

IV. Maarif Şûrası (1949)

Dördüncü Millî Eğitim Şûrası, 22–31 Ağustos 1949 tarihlerinde gerçekleştirilmiş ve eğitim sisteminde köklü değişiklikler hedeflenmiştir. Bu şûrada demokratik eğitim anlayışı ilk kez ele alınmıştır. Küçük bir demokrasi olarak okul toplulukları oluşturulması, öğrencilerin yönetime katılması ve kararların müdür onayıyla uygulanması önerilmiştir. Demokratik eğitimi desteklemek için müdür ve öğretmenlerin bu anlayışla yetiştirilmesi, tek kitap yönteminin terk edilmesi kararlaştırılmıştır. Öğretmen yetiştirme kurumları yeniden düzenlenmiş; Köy Enstitüsü ve Eğitim Enstitüsü mezunlarına geçiş olanakları tanınmıştır. Liselerin öğrenim süresi dört yıla çıkarılmıştır. Köy okulları, sınıf tekrarı, kalabalık sınıflar ve müfredat gibi sorunlara çözümler sunulmuştur (Deniz, 2001, s.29-30).

Köy Enstitüleri: Kırsala Taşınan Eğitim

Köylerin eğitim ve öğretim işlerini görmek, özellikle tarımda köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenlerini çalıştırmak için 1937’de Köy Eğitmenleri Yasası çıkarılmıştır. Ziraat okulu veya çiftliklerde köy eğitmenleri yetiştirmek için kurslar açılmıştır. Bu yasaya köy enstitülerinin fikirsel olarak ilk uygulaması diyebiliriz. Eğitim gelişiyordu gelişmesine ama şehirden dışarıya çok güç ulaşıyordu. O dönem Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşamaktaydı. Eğitim kurumları ise o güne dek şehir merkezlerinde yoğunlaşmış, köylüden uzak kalmıştı. Cumhuriyet için nüfusun bu denli büyük çoğunluğunun eğitimden uzak ve mahrum olması kabul edilemezdi. Ayrcıa köylüyü toprağa bağlama ve köyden kente göçü engelleme düşünceleri de gündeme gelmiştir (Bora, 2021, s.311). Köy enstitüleri de tam bu noktada 17 Nisan 1940’ta yürürlüğe konan kanun ile ortaya kurulmuştur. Köy enstitülerinde genel kültürü ve mesleki bilgileri yüksek, donanımlı, tarıma hâkim köy öğretmenleri yetiştirilmiştir. Enstitülerde öğretmenlik mesleğinin yanında kültür dersleri, zirai dersler ve teknik dersler veriliyordu. Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, matematik, fizik, kimya, tabiat, sağlık bilgisi, yabancı dil, resim, beden eğitimi, ulusal oyunlar, müzik, askerlik, ev idaresi, çocuk bakımı, kooperatifçilik kültür dersleri; tarla ve bahçe ziraati, hayvancılık, arıcılık, böcekçilik, balıkçılık zirai dersler; demircilik, dülgerlik, yapıcılık, dikiş teknik dersler arasında yer alıyordu (Makal, 1979, s.59).

Köy enstitülerinde verilen eğitim köylerin yapısına uygun ilkelere göre düzenlenmiştir. Bu ilkeler biraz basitleştirirsek şu şekildedir:

  • Çevreye uygunluk: Öğretmenin yaşadığı yerdeki yaşam koşulları gideceği köydeki koşullara benzemesi ve buna bağlı olarak öğrencilerin her iki çevreyi de tanıması sağlanmıştır.
  • Doğaya uygunluk: Öğrenciye zor gelecek, onu yıldıracak, iş ve ödev vermekten kaçınılmıştır.
  • Kendi kendini yönetim: Öğrenciler görev ve sorumluluk bilincine sahip bireyler olarak yetiştirilmiştir. Öğrenciler, enstitü yaşamında çeşitli görevlerde dönüşümlü olarak çalıştırılmış; başkan ve nöbetçiler çalışma düzeninden sorumlu tutulmuştur.
  • İş içinde ve kendi kendine çalışma: Köy Enstitüleri, eğitimde el ve kafa birliğini esas alarak bedensel ve zihinsel güçlerin birlikte gelişmesini hedeflemiştir. İş ve kendi kendine çalışma birbirinden ayrı değil, konunun yapısına göre eş zamanlı ve uygulamalı biçimde yürütülmüştür.
  • Kentlerin dışında kuruluş: Tarım ve iş alanlarında yetiştirilecek öğrenciler, tarıma elverişli olan uygun alanlarda eğitim görmüşlerdir. Bu yüzden şehir dışındaki uygun alanlar seçilmiştir.
  • Köye göre yetişme: Öğretmenler görev alacakları köylerin koşullarına göre, toprağı işleme, yapma gibi traktör işleri kullanma, yapacak hayvan şekilde bakımı yetiştirilmiştir.
  • Köyden alıp köye verme: Köyden alınan kaynaklar yine köyde kullanılmıştır. Öğretmen adayları köylerden seçilmiştir.
  • Yaparak öğrenme: İş eğitiminin gerekliliği olarak edinilen bilgilerin uygulanması esas alınmıştır.
  • Demokratik eğitim: Her birinde binin üzerinde öğrenci bulunan enstitülerde, geniş araziler üzerinde temizlikten tarıma, hayvancılıktan yapı işlerine kadar tüm işler topluca alınan kararlarla yürütülmüştür.
  • İmece: İmece geleneği, Köy Enstitülerinde bir eğitim yöntemi olarak benimsenmiştir. Enstitüler hem köylere okul, çamaşırlık gibi yapılar inşa etmek için ekipler gönderiyor, hem de birbirlerine ekip yollayarak işbirliği yapıyorlardı. Bu karşılıklı ziyaretler sayesinde öğrencilerin farklı bölgeleri tanıması, bilgi edinmesi ve kaynaşması sağlanıyordu (Makal, 1979, s.52-54).

Günümüzde birçok köyde okul dahi yokken o tarihlerde böylesine başarılı bir uygulama, Demokrat Parti iktidarında çözülmüş ve önce bir bir kapatılmış sonrasında ilköğretmen okulları ile birleştirilmesi gerekçelendirilerek kapatılmıştır.

Eğitim Devriminin Mimarlarından Günümüze

Başta eğitim devrimlerinin başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere eğitim devrimini şekillendiren, ona yön veren ve uygulanmasını sağlayan önemli şahsiyetleri anmadan bitiremeyiz. Lakin her birine tek tek değinirsek bu yazı bitmeyecektir. Halk eğitimi ve okuryazarlık çalışmaları ile Mustafa Necati, üniversite reformunun mimarı Reşit Galip, eğitime başka bir bakış sunan Nafi Atuf Kansu, Köy Enstitülerini kuran İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitülerini yaygınlaştıran filozof ve fikir adamı Hasan Âli Yücel... Emekleri ve yaptıklarıyla yükselen eğitimimiz yıllar sonra neden düşüşe geçmiştir? Asıl soru bizim eğitimde neyi kaybetmiş olduğumuzdur. Eğitim ile ilgili mevcut problemlerimiz yıllardır çözüm bulmuyor. Eğitim kurumlarımızın içi boşalıyor, yükseköğretimimiz akademik üretkenlikten uzaklaşıyor ve kalitesizleşiyor. Günümüzde en iyi eğitim şartlarını sağlamak için kaynak ve imkânlarımız olması vizyon olmadıkça hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Gelecek politikalar için 100 yıl öncesini kopyalayamayız ama eğitim vizyonumuz için gerekli ilhamı sağlayabiliriz.

KAYNAKÇA

Cumhuriyet, 13 Kasım 1933.
Vakit, 1 Kasım 1929.
Vakit, 19 Kasım 1933.
Akyüz, Y. (1982). Türk eğitim tarihi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.
Aytaç, K. (1984). Gazi Mustafa Kemal Atatürk - Eğitim politikası üzerine konuşmalar. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara: Ankara Üniversitesi.
Bozdemir, S. (2009). Atatürk döneminde eğitimdeki gelişmeler. Çukurova Üniversitesi, Adana.
Deniz, M. (2001). Millî Eğitim Şûralarının Tarihçesi ve Eğitim Politikalarına Etkileri (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta.
Kansu, I. & Kansu, M. A. (Eds.). (2011). Cumhuriyet eğitim devriminin mülkiyeli mimarı Nafi Atuf Kansu (1890-1949) yaşamı ve yazıları. Mülkiyeliler Birliği Vakfı.
Kuşci, A. (2021). Türk eğitim tarihi (1923-1950). İksad Yayınevi, Ankara.Makal, M. (1979). Köy Enstitüleri ve Ötesi. İstanbul: Çağdaş Yayınları.
Sakaoğlu, N. (1992). Cumhuriyet dönemi eğitim tarihi. Cep Üniversitesi. İstanbul: İleti.
Sakaoğlu, N. (2003). Osmanlı'dan günümüze eğitim tarihi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Sakaoğlu, N. (2005). “Atatürk Döneminde Öğretmen Yetiştirme Politikaları” Cumhuriyet Dönemi Eğitim Politikaları Sempozyumu, Parlak, M. A. (Haz.), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
Bora, T. (2021). Hasan Ali Yücel. İletişim Yayınları.
Turan, Ş. (2006). Dr. Reşit Galip’in Atatürk’e Yakınmaları. Tarih Araştırmaları Dergisi, 25(39), 1-25.
Uyanık, E. (2009). II. Meşrutiyet Dönemi’nde toplumsal mühendislik aracı olarak eğitim: İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eğitim politikaları (1908-1918). Amme idaresi dergisi, 42(2), 67-88.

Fikirleri Büyütün

Bu Yazıyı Paylaşın

Bu çalışmanın daha geniş kitlelere ulaşması ve yeni tartışmalara kapı aralaması için çevrenizle paylaşabilirsiniz.

WhatsApp
Durum veya Sohbet
X (Twitter)
Gönderi Olarak Paylaş
X Doğrudan Mesaj
DM ile İlet
Ca
Yazar Hakkında

Caner Tos

Okuyucu Yorumları (0)

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bağlantı panoya kopyalandı!