Kemalizm
Yayınlanma Tarihi: 23 Ağustos 2026

Kemalist Devrim ve Türk Ulusu

Caner Tos 39 Okunma
Paylaş:

TÜRK ULUSUNUN İNŞASI

Kemalizm'in gerçekleştirdiği Türk Devrimimiz, iki savaş arası dönemdeki (dünyaya) en ilham verici ulusal bağımsızlık ve devrim hareketlerinden biri olmuştur. Ulusal devrimlerin ulusları ile ilişkisinin onun gücünü ve meşruiyetini etkilediğini görürüz. Türk ulusunun inşası devrimimizle başlamamış ama ancak devrimimizle sonuç bulmuştur. Kemalizm'in ulusu inşasında Genç Osmanlıların ulus arayışı, daha da önemlisi Jön Türklerin ve İttihatçıların ulus inşa girişimleri ve izledikleri politikalar faydalı olmuştur. Kemalist Devrimin Türk ulusu ile ilişkisi ve inşa faaliyetleri ise eğitimde, kültürde, ekonomide kendini göstermiştir.

Eğitimde ve Kültürde

Ziya Gökalp’e göre ulus, dil ve kültür birliğine dayanıyor. [1] İşte bu fikir, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Türk ulusunun inşasında temel ilke olmuştur. Bu ilke ışığında söyleyebiliriz ki dil veya kültür birliğinin sağlanamaması veya dağılması demek, ulusun dağılması demektir. Dil ve kültür birliğini sağlamanın yolu ulus eğitiminde ve kültürel ilerlemededir. Atatürk de bu ideallerin gerçekleşmesini bu ikisine bağlamıştır. [2] Eğitim, dil ve kültür birliğini pekiştirecekti; sağlanacak eğitim ile Türk, devrimi layığıyla kavrayacak, geçmişini ve gösterilen fedakârlıkları öğrenecekti. Türk genci, kahramanlıkların farkında, devrimin dinamik savunucusu olacaktı. 1 Kasım 1937'de Büyük Millet Meclis'inin açılış konuşmasında diyor ki:

“Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de temelli bir inkılap yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa bir zamanda başarmak bir fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste başarı, ancak türeli [adaletli] bir planla ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Bu sebeple, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesle yaşatacak, fert ve kurumları yaratmak ve işte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek, Kültür Vekaleti'nin üzerine aldığı büyük ve ağır mecburiyetlerdir.

Eğitimde millîlik, modernlik ve laiklik yolu izlenmiştir. Türk’ün eğitimi Türkçe olmalı, bilime açık olmalı, çağın atılımlarını yakalamalıydı. Tevhid-i Tedrisat ile eğitimde bütünlük, medreselerin kapatılıp yerine modern eğitim kurumların kurulması, sonrasında karma eğitim ile kız ve erkek çocukların aynı imkânlardan faydalanmasının sağlanması ve millî müfredatın tanzim edilmesi yapılan çalışmalardandır. Bunların dışında iki diğer önemli ilke akılcılık ve hürriyet olmuştur. Eğitimde amaç tek tip nesil yetiştirmekten ziyade akılcı, erdemli, aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmekti.

Kültürümüze gelince, sadece verilen eğitimle kalmayacak; sanatta, felsefede, mimaride yeni anlayışlar ve arayışlar ile ileri olanı yakalamakla sürecekti. Burada da iş, alanında yetkin şahsiyetlerimize düşüyordu. Onların katılımı ile beraber Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Ankara Etnografya Müzesi gibi kurum ve kuruluşlar, Türk kültürünü oluşturan Türk edebiyatı, Türk folklorü, Türk etnografisi gibi Türk’ün her bir mirasını toplamak, araştırmak ve ayağa kaldırmak için kurulmuştur. Bir diğer görev Türk halkına düşüyordu ki bu kültürü yansıtmak ve yaşatmaktı. Hiç kuşkusuz bunun başarıya ulaştığını daha doğrusu başarılı bir şekilde devam edeceğinden şüphe yoktur.

Yeni Türk Toplumu ve Yeni Kimlik

Türk ulusu devrimden önce sahipsizdi. Niyazi Berkes “Osmanlı Devleti ‘vatan’ ve ‘ulus’ kavramlarından yoksun bir “dinasti devleti” [3] diyerek konuya açıklık getiriyor. Osmanlıcı ve onu takiben Türkçü aydınlar bu yoksunluğu gidermek için atılımlarda bulundu ama ne kadar etkili ve sonraki kazanımların öncüsü dahi olsa somut bir Osmanlı veya Türk ulusu oluştuğunu göremedik. Bunların sonucunda yine Niyazi Berkes’in belirttiği gibi Osmanlı ulussuz bir devlet; Türk, devletsiz bir ulus durumunda kaldı. [4] Türk Devrimimizde ulusun inşasını görebiliriz ki Kemalizm, yeni toplumun kurulması için Türk ulusuna bir kimlik kazandırmıştır. Öyle ki bunu ortada bir Türk kimliği, bir profil olmadan yapmıştır. Feroz Ahmad şöyle demekte:

...Bu ilk adımın tamamen yeni bir toplumun kurulmasına götüreceği umu­luyordu. Böyle bir toplum için, tıpkı Fransa’daki devrimcilerin yeni bir Fransız insanı yaratmak zorunda kalmaları ve Bolşevikler’in yeni bir Sovyet insanı ya da sosyalist insan yaratma sürecinde olmaları gibi, kendilerinin de, Osmanlı’dan çok farklı yeni bir Türk tipi yaratmak zorunda olduklarını biliyorlardı.” [5]

Bu Türk tipinin düşünsel hatlarını Atatürk’ün 10. yıl konuşmasında görebiliriz: “Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir”

Önceleri Osmanlı’da sahipsiz olan Türk, Kemalist Devrim ile ayağa kalkmıştır. Dil ve harf devrimi, Türkçe’nin gelişmesinde önemli bir rol oynamış; eğitim reformları ise ortak değerlerin ve kültürün toplumda kökleşmesine katkıda bulunmuştur. Ortak dili ve ortak kültürü ile Türk ulusu yaratılmıştır. Böylece Kemalist Devrim, ulus kavramını somut bir gerçekliğe dönüştürmüştür.

DEVRİMDE ULUSUN ROLÜ

Devrimler Çağında toplumlarda görülen radikal değişikliklerden biri artık söz hakkının hanedanlıklardan ve üst zümrelerden, daha geniş olan topluluklara, uluslara geçmesi oldu. Ulusun kazandığı ayrıcalık “gücü” değildi, ulus her zaman güçlüydü ancak o döneme kadar talep etmemişti. Bizim hak ve taleplerimiz, Birinci ve İkinci Meşrutiyet ile sonuç bulduğu hâlde bunun ötesine geçemedi. Ulus hâlâ egemen değildi.

Ayrıca devrimler tesir ettiği kesim tarafından desteklendiği ve kabul gördüğü takdirde başarıya ulaşmıştır. Aksi durumda devrimler zamanla etkisini yitirmiş, yıpranmış ya da tamamen ortadan kalkmıştır. Devrimlerin bazı aksiyonlarının etki ettiği tebaada veya zümrede tepkilere yol açması da mümkün olmuş, devrimler ancak sahip olduğu destek ve kuvvet ile bu tepkilerin önüne geçebilmiştir. Kemalist Devrim Türk ulusuna tesir ettiğinden dolayı, bahsettiğimiz destek ve kuvvetin kaynağı devrimimizde Türk ulusu olmuştur.

Kemalist Devrim’de ulus doğrudan doğruya devrimin savunucusu ve ilkelerin koruyucusu olarak görülmüştür çünkü Türk ulusu devrimleri ve ilkeleri benimsemiş ve devrim, onun ilkelerini koruyan tek bir kişi kalmayana dek yaşam kaynağını bulmuştur. Devrim ile beraber kültür, sanat ve bilimde gösterilen ilerleme Türk ulusunun takibi ile beraber gerçekleşmiştir. Bu ilerlemelerin her birinde devrim bir dalında bin meyve vermiş, kökleri ise bulunduğu topraklara daha da sağlam tutunmuştur. Kemalizm “Egemenlik Ulusundur”u işlemiş, asıl güç ve idarenin ulusta olduğunu duyurmuştur.

Her devrim karşı devrimcilerini doğurur ki Kemalist Devrim de aynı şekilde karşı devrimcilerini çok geçmeden doğurdu. Karşı devrimcilerin ilk hedefi ise devrimin savunma gücü olan ulus oldu. Karşı devrim safları, onların karşısında ve devrim saflarındaki güçlü bir ulus ile mücadele edemezdi. Bunun farkında olduklarından ulusun belirli kesimlerinin hassasiyetlerini ve duygularını kullanarak kendi saflarına katmaya çalıştılar. Bu eylemleri sonuç verdi. Bununla beraber karşı devrimcilerin güç kazandığı her gün ulus güçsüzleşti, ayrıldı, kendi içinde kavgaya tutuştu. Ulusa gücünü veren ulusal birlik bozulmuş, devrim en büyük savunma gücünü kaybetmişti.

ULUSUN GÜCÜ VE ULUSAL BİRLİK

Mahmut Esat Bozkurt şöyle belirtiyor:

Bir milletin bekası, diğer milletlere, hükümetlere karşı milli hakimiyetini tanıttırabilmesi, her halde o hükümeti, o milleti teşkil eden fertlerin birleşmesiyle mümkündür. Bir millet ki, bir değildir, ayrıktır, şüphesiz o milletin milli hakimiyeti de tehlikededir. Zayıflamış, çökmüş, sonra belini doğrultmuş ve en ileri hükümetler arasına dahil olmuş veyahut çökmeye yüz tutmuş hükümetlerin çökme sebepleri, zayıflama sebepleri incelenecek olursa, aralarında birliğin yokluğu görülür.” [6]

Aynen öyle ki ulusal birliğini sağlayamamış uluslar, egemenliklerini, idarelerini, kurumlarını gelebilecek tehditlere karşı koruyacak gücü bulamazlar. Bu durumda devrim de yenilgiye uğrayacaktır çünkü devrimin esas gücü olan ulus, onu koruyacak güçten yoksun durumda olacaktır.

1904-1905 Rus-Japon Savaşı ulusal birliğin gücüne bir örnektir. Bir tarafta sınıf mücadeleleri ve parti kavgaları ile dağınık bir Rus ulusu, diğer tarafta siyasal bütünlüğünü daha yeni tamamladığı hâlde bütün bir Japon ulusu bulunuyordu. Japonya’nın elde ettiği zaferde ulusun birliği belirleyici rol oynamıştır. Japon ulusunun zaferi Çarlığın güç ve prestijinin küçük düşmesine sebep olmakla kalmayıp bunun etkisiyle 1905 Rus Devrimi’nin önünü açmıştır. Japonya’nın zaferinin kaynağını meşruti monarşide gören ve Rusya’da Duma’nın kurulmasından etkilenen umutlanan kadrolar 1908 Jön Türk Devrimimizi gerçekleştirmiştir. [7] [8] Japonların zaferi, diğer coğrafyalarda ulus olma ve ulusal birliği sağlama isteğini canlandırmıştır. [9]

Kemalizm’in Reçetesi

Kemalizm ulusal birliği sağlamak için dayanışmanın hakim olduğu, kaynaşmış bir Türk ulusu oluşturmaya çabalamıştır. Devrimimizle beraber başarılı sonuçlar veren çabalar hâlâ etkisini göstermektedir. Ulusal birlik bu uğurda ancak sınıfların ortak katılımı ile mümkün olabilirdi. Bahsi geçen ortak katılım ise eşit şartlar ve haklar tarif etmekteydi. Kemalizm gereken tarifi “devlet sosyalizm”i ya da daha özel hâli ile “solidarizm”de bulmuştur.

Laiklik ve Ulusal Birlik

Laiklik sadece çağdaşlığın gerekliliği değil aynı zamanda ulusal birlik için gerekli zorunlu ilkelerdendir. Laikliğin olmadığı yerlerde, özellikle Anadolu gibi bir coğrafyada, ulusal birlik kolonsuz bir apartmana benzeyecektir ve resmi din gibi bir faktör ulus içerisinde farklı inanışları olan kesimlerde aidiyet problemi yaratacaktır. Dinlerin yaratacağı problemler gibi mezhepler de aynı problemlere sebebiyet verebilir. Yugoslav ulusu örneğine bakacak olursak ulusun parçalanmasının ve birbirini imha girişimlerinin ana nedeni mezhep ve din idi. Belirtilen nedenlerden dolayı din ve mezhep bir ulusun yapı taşı veya ulusal birliğinin kaynağı olamaz. Geçmişte öyle olduğu düşünülebilir ama o zamanlar içerisinde ulusların çatışması yerine dinlerin çatışmasının hâkim olduğunu görürüz, bu nedenle din ancak dinî birlik için bir yapı taşıdır.

Ekonomi ve Ulusun Gücü

“(Kemalistler) siyasal ve ekonomik egemenlik arasında, birincisi olmadan İkincisinin de olamayacağını iddia ederek, hiçbir ayrım yapmadılar.” [10] Doğru çünkü kendi ekonomisine sahip olmadıkça Türk ulusu, gücü için kaynak bulamayacak ve egemenliği tehlikeye girecekti. Aynı zamanda ihtiyaçlarımızı kendimiz temin edebilir olmalıydık. Bunun için de sanayileşmemiz, fabrikalar ve üretimhaneler kurmamız gerekliydi. Hepsini birleştirdiğimizde hedefin bağımsız bir sanayi ekonomisi olduğunu söyleyebiliriz.

Sanayinin gelişmediği ülkemizde işçi sınıfı neredeyse yoktu. Köylü, topraksız durumda kalmış ve ağalarca ezilmekteydi. Burjuvazi ise sermayesizdi. Türk’ün kendi sermayesi yaratılmalıydı ve bunun için de Türk burjuvazisinin yaratılması gerekli görüldü.

Kemalistler, üst kesimlerden ziyade işçilere ve köylülere yönelmiştir. Ayrıca Türk ulusu içerisinde en kalabalık sınıf köylülerdi ve köylüler ulusun temel üretim gücüydü. Kemalistler, köylüde bir bilinç ve coşu oluşturmak gayretindeydi. O bilinç ve coşuyu kazandıktan sonra “milletin efendisi” köylü, ulusun gücünün bir kaynağı olacaktı. Sanayinin gelişimi ile beraber yükselişe geçen Türk işçisi, köylülerden sonra yerini tutmuş ve “devrimin işleyen çarkları” olmuştur. Türk işçisi, her tüten fabrika ve üretimhanede ulusal birliğin yapıtaşlarından biri olmuştur.

Türk burjuvazisi, devrimin ilk yıllarında sermayesini arttırdı. Türk ekonomisi ve ticareti de bununla doğru orantılı olarak gelişmiştir lakin 1929 Buhranı ile beraber burjuvaziler halktan yana tavır almayıp kendi sermayelerini koruma yoluna gittikten sonra Kemalistler, Türk burjuvazisi üzerindeki etkilerini gözden geçirmek durumunda kaldı.

Devrim safları, ulusa gücünü veren işçi ve köylünün yanında olmalı. Ulus ancak işçinin ve köylünün sahip olduğu kadar güçlü ve egemendir. İşçi ve köylünün karşısında duranlar kendilerini eninde sonunda büyük bir hezimetle karşı karşıya bulacaktır.

NEYDİK, N’OLDUK?

Devrimimizden beri geçen her yıl ulusumuz bir bütün olarak kendi ayakları üzerinde her alanda daima ilerlemiştir. Bu cümleye inanmak isterdim ama devrimin yarattığı bütünleşik Türk ulusu, koca bir ulus -ulusun yapı taşı dahi olmayan- din, mezhep, etnisite gibi farklılıklar ile yapay bir yara almıştır. Mamafih siyasetçiler, ulusal birlikten yana bir siyaset izlememişlerdir. Yeri geldiğinde ulusumuz kendi içerisinde korkunç imha girişimlerinde bulunmuştur. Şimdi, ne güç bulacağımız bir ulusal ekonomimiz var ne birbirimize kenetleyecek ulusal birliğimiz. Ne zaman uyanacağımız ise bilinmezdir.

Egemenliğimizi ve haklarımızı elimizde tutmak için ulusal birliğin önemini anlamamız ve sahip çıkmamız gerekmektedir. Devrimimizin ulus ile ilişkisini analiz etmek, gelecekteki hareketlerimizi organize edip eyleme geçirmek, ulusal birliğimiz için önem arz etmektedir.

KAYNAKÇA

[1]GÖKALP, Ziya. Türkçülüğün Esasları. İnkılâp Kitabevi, 2024. s.20

[2]İNAN, Afet; İNAN, Arı. Atatürk hakkında hatıralar ve belgeler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007. s.367

[3]BERKES, Niyazi. Atatürk ve devrimler. Yapı Kredi Yayınları, 2025. s.90

[4]BERKES, Niyazi. a.g.e. s.224

[5]AHMAD, Feroz. Modern Türkiye’nin Oluşumu. Sarmal Yayınevi, 1995. s.114

[6]BOZKURT, Mahmut Esat. Toplu Eserler I. Kaynak Yayınları, 2014. s.53

[7]ALADAĞ, Hüseyin Hilmi. Osmanlı Devleti Zaviyesinden 1904-1905 Rus-Japon Harbi. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2016, 36: 579-606.

[8]TELLAL, Erel. 1905 Rus Devrimi’nin 1908 Üzerine Etkileri. 100. Yılında Jön Türk, 2017. s.635-637

[9]JANSEN, Marius B. The making of modern Japan. Harvard University Press, 2002. s.440

[10]AHMAD, Feroz. a.g.e. s.134

Fikirleri Büyütün

Bu Yazıyı Paylaşın

Bu çalışmanın daha geniş kitlelere ulaşması ve yeni tartışmalara kapı aralaması için çevrenizle paylaşabilirsiniz.

WhatsApp
Durum veya Sohbet
X (Twitter)
Gönderi Olarak Paylaş
X Doğrudan Mesaj
DM ile İlet
Ca
Yazar Hakkında

Caner Tos

Okuyucu Yorumları (0)

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bağlantı panoya kopyalandı!