Araç veya Amaç Olarak Şiilik
Bu yazıda, Şii İslam'ı ya da daha doğru bir ifadeyle İslamiyet’teki çeşitli heterodoks
inançları ve bunların İslam tarihinde "iktidara giden yollar" olarak kullanımını
inceleyeceğim. Şiilik’i anlayabilmek için bu mezhebi benimsemiş ve güçleri nispetince
benimsetmeye çalışmış üç siyasi yapıdan; Fatımiler’den, Büveyhiler’den ve Karmatiler’den
bahsedeceğim. Bu üç siyasi yapının Şiiliği neden benimsediği sorusu ile hangi noktaya kadar
Şiilik anlayışlarının aynı veya benzer kaldığı ve sonrasında da hangi noktada farklılaşmaya
başladığı bu yazının cevap vermeye çalışacağı iki ana soru olarak kabul edilebilir.
Yazıma Şii İslam'ın genel bir tanımıyla başlamak istiyorum. "Şii" kelimesi Arapçadır
ve "takipçi" demektir, dolayısıyla sıfatın tam şekli "Şiatü’l Ali" yani "Ali'nin takipçileri"
şeklindedir. Hz. Ali, bilindiği gibi, Hz. Muhammed'in kuzeni ve damadıdır. Hz.
Muhammed'in ölümünden sonra yaşananlar, Sıffin Muharebesi ve sonrası ile Hz. Ali’nin
oğullarından Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi Şii İslam ile Sünni İslam'ın
ayrışmasının başlıca nedenleridir.
Bu nedenler aracılığıyla Şiilik için çok önemli olan “Tevella” ve “Teberra”
kavramlarını da tanımlamak isterim. Tevella, basitçe Ehl-i Beyt’i sevmek demektir. Ehl-i
Beyt’in kaç kişiden oluştuğu net bir konu değildir, genellikle 4 isim (Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyin) zikredilse de bu isimlerin azlığı veya çokluğu ve bu isimlere
muhabbet duyulması gerekliliği Sünniler ile Şiiler arasında ciddi bir ithilaf teşkil etmez.
Dolayısıyla ithilafı yaratan “Tevella” değildir, esas kritik kavram olan “Teberra”dır.
Teberra ise basitçe Ehl-i Beyt düşmanlarından nefret etmektir. Tevella’ya uymakta
pek zorluk çekmeyen Sünni İslam’ı Teberra’dan alıkoyan dikte ettiği nefret ve bu nefretin
hedefi olan kişilerin kapsamıdır. Sünni İslam’ın sahabeler arasındaki anlaşmazlıklara genel
yaklaşımı “Onlar gökteki yıldızlar gibidir” yönündedir, “Biz kimiz ki bu konularda hüküm
vereceğiz” gibi bir düşünce hâkimdir. Yine de bu başlı başına takip etmesi zor bir şart
değildir, en azından Türkiye’de Emeviler’den pek hazzedilmez; Yezid’e ise açık açık lanet
etmekten imtina edilmez.
Bu noktada kapsam meselesine geliriz, Şiilik’e göre Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e
düşmanlık edenler sadece Emeviler’den ibaret değildir. Hz. Aişe ve ilk üç halife, özellikle de
Hz. Ömer de çeşitli sebeplerden ötürü (Özellikle Hz. Ömer ile ilgili sebepler, itham bile
denebilir, çok ağırdır. Teberra’yı var eden bir nevi Hz. Ömer’dir. İki gelenekte bu sahabe
bambaşka anlatılır. Öznel bir tanımlama olacak fakat İslam Tarihi’ni veya Şii anlatısını kurgu
kabul edersek Hz. Ömer bir nevi “villain”dir.) bu düşmanlar arasındadır. Sünni İslam bunu
hiçbir şekilde kabul etmez, Şiilik’in Teberra kapsamına aldığı kişilerin ciddi bir kısmı Sünni
İslam için “Aşere-i Mübeşşere”dendir yani cennete gidecekleri peygamberce müjdelenen
sahabelerdendir.
Uzun lafın kısası, bu ayrımın, en azından başlangıçta, dini değil de siyasi olduğu
söylenebilir. Dini konulara yaklaşım hemen hemen aynıdır, bugün bile Şiilik’in ortodoksisi
kabul edilebilecek Caferi mezhebi Ehl-i Sünnet’in 4 mezhebine ciddi benzerlikler gösterir.
Mesela bu mezhebin Nadir Şah’ın girişimleriyle 5. hak mezhep olarak saydırılmaya
çalışılması olayı da vardır fakat gerçekleşmemiştir, bu konu belki başka bir yazının konusu
olabilir.
Şiilik’i Sünnilik’ten ayıran hususları kabaca açıkladıktan sonra Şiilik içerisindeki
ayrışmaya da genel bir çerçeve çizmek, sonrasında da bu ayrışmalar üzerinden bir nevi köşe
kapmaca oynayan üç siyasi yapıya değinmek isterim. Şiiler’in imamet (Bu konuda iki
mezhep arasında farklılık vardır, Şiiler’in ümmetin liderine uygun gördüğü unvan imam iken
bu Sünnilik’te halifedir. Halife daha siyasi bir anlam taşır, peygamberin “ardından” ümmetin
*siyasi* liderine işaret eder. İmam sıfatının anlamı ise görece daha dinidir, imam buna ek
olarak bazı dini hakikatlere vakıf olabilen de yegâne kişidir.) konusundaki amentüsü ümmetin
liderliğinin her zaman Hz. Ali ve onun soyundan gelenlere ait olmasıdır; çünkü sadece onlar
İslam'ın "ezoterik" yani "batini" bilgisine sahiplerdir ve bu bilgi sadece onlar aracılığı ile
öğrenilebilir.
Bu "soyundan gelenler" ifadesi, Şii İslam'ın çeşitli mezhepleri arasındaki başlıca
ayrışma kaynağı olarak kabul edilebilir. Bir Şii mezhebi olan Zeydiler yani Beşçiler
adlarından da anlaşılabileceği üzere 5 imam (Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Zeynel
Abidin [bu isimler üzerinde genellikle mutabakat vardır] ve Hz. Zeyd) kabul ederken bir
başka Şii mezhebi olan İsmaililer yani Yediciler ise 7 imam (genellikle mutabık olunanlara
ek olarak Hz. Muhammed Bakır, Hz. Cafer ve Hz. İsmail) kabul ederler. Bu iki mezhebi
örnek teşkil etmeleri için seçtim ancak rastgele seçmedim, inceleyeceğim 3 siyasi yapıdan
Fatımiler ve Karmatiler İsmaili iken Büveyhiler Zeydi’dir.
Görülebileceği gibi, daha bu noktada, bu üç hanedanın Şii İslam anlayışı
farklılaşmaya başlar. Büveyhiler’in Şii olmasının nedeni büyük oranda ortaya çıktıkları
coğrafya ile ilgilidir: Taberistan, Deylem veya bir diğer adıyla Mazenderan, Emeviler ve
Abbasiler’e; dolayısıyla bu devletlerin mezhebi olan Sünnilik’e ve hatta tümden İslam’a
yüzyıllarca karşı koymuştur. Bölgenin İslam’a girişi Abbasiler’in zayıfladığı 9. yüzyıla
rastlar, bu giriş de Hz. Ali’nin soyundan gelen iki Zeydi misyoner olan Yahya ve Hasan
isimli iki kişinin faaliyetleri aracılığı ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bölgenin İslam anlayışı
bu iki misyoner tarafından şekillendirilmiş, bölge Zeydi olmuştur. Ayrıca, Emevi ve
Abbasiler’e karşı verdikleri uzun soluklu mücadele, bu yapılarla aynı İslam anlayışını
benimsemelerini politik olarak imkânsız kılmıştır. Nihayetinde bölge, coğrafyasından da
dolayı, her türlü (Abbasi ve Emevi hanedanlarına karşı yerel hanedanlar için siyasi, hâkim
Sünnilik’e karşı da Şiilik için dini) muhalefetin kalesiydi.
Bir balıkçı olan Ebu Şüca Büveyh’in üç oğlu olan Ali, Hasan ve Ahmed tarafından
kurulan, başlangıçta çevredeki çeşitli devletlere paralı askerlik yapan ve sonrasında kendileri
bir devlet olarak ortaya çıkan Büveyhiler, muhalefetten iktidara geldiklerinde ise
memleketleri olan bu bölgenin katı Şiilik anlayışını birebir uygulamadılar; bir anlamda çeşitli
ödünler verdiler: Örneğin, Şii İslam'ı destekleyen bir devlet olarak, ümmetin liderliğine Hz.
Ali soyundan gelen bir aileyi geçirmeleri bekleniyordu ki başlangıçtaki niyet de buydu.
Sonrasında ise devlet yöneticileri yaptıkları istişareler ile bundan vazgeçtiler.
Bunun nedeni, bu muhtemel "son derece meşru" hanedanın kendilerine karşı bir rakip
olma ve iktidarlarına son verme ihtimaliydi: Hz. Ali soyundan olan bu aile Şii gelenekte
yönetim hakkının tamamen onlara ait olması anlamına geliyordu, böyle bir şecereden yoksun
olan Büveyhiler (Büveyhiler Şiilik için avantajlı bir soya sahip olmadıkları gibi bir yerde
İslam açısından dezavantajlı bir soya sahiplerdi: Onların iddiasına bakılırsa soyları İslam
fetihleri ile yok edilmiş Sasaniler’e dayanmaktaydı.) ise bu iddiaya karşı tamamen çaresiz
kalıyorlardı. Bunun sonucunda, Büveyhiler Bağdat’ı ele geçirdiklerinde Abbasiler’i alaşağı
etmediler, bu aile ümmetin lideri olmaya devam edebildi. Elbette biri Şii diğeri Sünni olan bu
iki yapı arasında çeşitli anlaşmazlıklar süregeldi ancak bir uyuşmanın olduğu da barizdir.
Denilebilir ki daha sonraları Selçuklular’da da görülecek yapının (Halifenin siyasi gücünü
yitirmesi. Hem “maddi hükümdar” hem de “manevi hükümdar” değil de sadece “manevi
hükümdar” olması, ilk görevi başka hanedanların üstlenmesi.) temellerini attılar.
Ayrıca Abbasiler Büveyhiler tarafından sadece tehdit oluşturmadıkları için tercih
edilmemişlerdi, sağladıkları faydalar da vardı: Büveyhiler’in kontrol ettiği bölgelerin
ahalilerinin ciddi bir kısmı Sünni idi, bu kitlelerin gözünde meşru olmak isteyen Büveyhiler
bunu Abbasiler ile iyi geçinip onların varlıklarına izin vererek elde edebilirlerdi.
Fatimiler’de ise Büveyhiler’in Abbasiler ile tutturduğu bu pragmatik ilişkilere pek
rastlanamaz. Bunun ana nedeni onların öykülerinin farklı olmasıdır, bu öyküyü anlamak için
de öncelikle Fatımiler’in mezhebi olan İsmaililik’i anlamak gerekir.
Şiilik’in bir kolu olan İsmaililik diğer Şii mezhepleri gibi ümmete liderlik etmesi
gereken belli sayıda imam kabul eder, bunlardan sonuncusu ise “gaybet” halindedir yani
gizlenmiştir ve doğru zamanda gelip nizamı tesis edecektir. İsmaililik’in bu “orijinal”
versiyonu “Mübarekiyye” olarak isimlendirilir, 899 senesinde bu yazıda inceleyeceğim
Fatımiler ile Karmatiler arasında yaşanan bir ayrışma sonucunda yeni İsmaililik anlayışı
belirmiştir.
Ayrışmanın temel sebebi İsmaililik’te kabul edilen son imam olan Hz. İsmail’in
durumu ile ilgilidir: Fatımiler’in savunduğu yorum bu zatın soyunun devam ettiği ve
kendilerinin kurucusu olan Ubeydullah’a ulaştığı şeklindedir. Bu yorum dolayısıyla
Büveyhiler’in aksine, Fatimiler Hz. Ali'nin soyundan geldiklerini iddia edebilmişlerdir; bu da
Şii İslam'a göre ümmetin lideri olabilecekleri demektir. Bu açıdan bakıldığında her şey
oldukça açıktır: Bir Şii, Fatimiler’e itaat etmek ve onlar adına mücadele etmek zorundadır.
Dolayısıyla Fatımiler’in Şiilik’i benimsemesi ve “daileri” (misyoner demektir) aracılığıyla bu
mezhebi çeşitli coğrafyalarda yaymaya çalışmaları da gayet anlaşılırdır.
Bununla birlikte, İsmaililik’in bir de Karmatiler tarafından savunulan yorumu vardır
ki büyük oranda “orijinal” versiyona benzer: Son imam gaybettedir, geri dönene kadar onun
daileri veya “hüccetleri” (İmamdan sonra gelen en yetkili kişi, onun temsilcisi veya velisi.)
onun davası adına mücadele edeceklerdir. Bu dailerden biri olan Hamdan Karmat’ın
soyundan gelen Karmatiler’e göre Fatimiler de tıpkı kendileri gibi bir başka dainin soyundan
gelmedirler. Bu da Fatımiler’in yorumunun öngördüğü gibi bir hiyerarşik örgütlenme yerine
daha eşitlikçi bir örgütlenme yaratır. Karmatiler ve onlar gibi Fatımiler’in siyaseten rakibi
olan pek çok devlet, bu şecerenin Fatımilerce uydurulduğunu savunmuştur. Fatımiler ise buna
karşılık kendilerine itaat etmeyen başta Şii olmak üzere Müslüman yapıları dini argümanlarla
vurmaya çalışmışlardır.
Bu anlayışın daha eşitlikçi olması "dailer” arasında herhangi bir ayrım
yaratmamasındandır. Elbette, örgütlenmenin doğasından kaynaklanan bir hiyerarşi mevcuttur
ama bu hiyerarşide tüm kademeler elde edilebilir veya yitirilebilirdir, bu yükselme veya
düşme de gizlenmiş olan imamın davasına yaptıkları hizmete bağlıdır; şecerelerine değil.
Fatımiler ise son imamın gaybete çekilmediğini, öldüğünü, soyunun da devam ederek
kendilerine ulaştığını iddia ederek dailer ile kendilerini hiyerarşinin erişilmez bir tepesine
oturtuyorlardı. Karmatiler ise bunun aksine son imamın gaybette olduğunu söyleyerek daileri
eşit tutuyor, itaat edilmesi gereken bir figürden kaçınmış oluyorlardı. Nihayetinde denebilir ki
iki siyasi yapı da İsmaililik’i pragmatik bir şekilde yorumluyorlardı.
Karmatiler’in eşitlikçi dini anlayışlarına, daha doğrusu bunun muhtemel sosyo
ekonomik sebeplerine de yüzeysel de olsa değinmek isterim: Karmatiler’in gücünün başlıca
dayanak noktası bedevi Araplar’dı. Bu gruplar Emeviler ve özellikle de Abbasiler döneminde
oluşup serpilmeye başlayan şehir hayatının ve bu şehirlerin çevresinde kümelenen ekonomik
ilişkilerin büyük oranda dışında kalmış kitlelerdi, bundan dolayı da Abbasiler’den
hoşnutsuzdular. Bu kitlelerin, şaşırtıcı olmayan şekilde, ciddi kısmını genç ve fakir erkekler
oluşturuyordu. Böyle bir insan gücüne dayanmak Karmatiler’in eylemlerini de büyük oranda
etkilemiştir, diğer iki Şii devletin aksine Karmatiler fehtettikleri bölgelerde yaptıkları imar
veya yürüttükleri misyonerlik faaliyetleriyle değil ele geçirdikleri şehirleri yağma etmek
yoluyla kendi propagandalarını yaptılar. Denebilir ki bu “radikal” kitleler Karmatiler’in din
anlayışlarını da radikalleştirdi, öyle ki bekledikleri mehdinin mevcut düzeni yani Şeriat’ı iptal
edeceğini düşünüyorlardı. Gerçekleştirdikleri Mekke Yağması bu bağlamda
değerlendirilmelidir, İslam’ın bu en kutsal beldesini yağmalayıp Hacerü’l Esved’i çalarken
kendi anlayışlarına göre ortamı mehdiye hazırlıyorlardı.
Ayrıca, dayandıkları kitlelerin fakirler veya ezilenler değil de Bedeviler olduğunu
vurgulamak isterim. Mücadelelerinin ezen-ezilen mücadelesi olduğunu söyleyebilmek için
Karmatiler’in şehirlerdeki alt kesimlerden destek bulabilmesi gerekirdi ancak bu
gerçekleşmemiştir, şehirliler yani Hadariler Karmatiler’e hep karşı durmuştur. Bunun nedeni,
Karmatiler’in dehşet saçarak kendi propagandalarını yapmaları olabilir. Şehirli alt tabakalar
için güvenlik kaygısı muhtemelen ekonomik kaygılardan ağır basmıştır. Aynı şekilde
Bedeviler’in de tamamı, en üst tabakalar dahil, Karmatiler’i desteklemiştir. Bu kümelenme,
Karmatiler’e dinamizm sağlayan çatışmanın kır-kent çatışması olduğunu göstermektedir.
Fatımiler’de ise daha farklı bir siyasi örgütlenme tipi mevcuttur: Dediğim gibi,
başlangıçta iki devlet de aynı İsmaililik anlayışına sahipti ve bu “orijinal” anlayış yaşanan
ayrışmadan sonra Karmatiler’in benimsediği anlayışa daha çok benziyordu. Denilebilir ki
Fatımiler de bir dönem Karmatiler’e benzer eşitlikçi bir anlayışı savunuyordu, bu dönem
daha çok şimdiki Cezayir topraklarında Ağlebiler’e karşı mücadele ettikleri döneme rastlar.
Bu hanedanı devirip kendi yönetimlerini kurduklarında ise bu eşitlikçi dini anlayış bir tür
dönüşüm geçirmiş, bir hiyerarşi oluşturmuş, bir nevi şehir hayatına uyumlu bir İsmaililik
ortaya çıkarılmıştır. Fatımiler’in Mısır gibi Cezayir bölgesine nazaran çok daha köklü bir
şehir hayatı kültürüne sahip bir bölgeyi fethetmesi ve devlet merkezlerinin bu bölgeye
kayması, bu yeni İsmaililik’i daha da kuvvetlendirmiştir. Özetle Fatımi-Karmati ayrışmasının
bir nedeni de iki devletin farklı sosyal kesimlerin üzerinde yükselmesidir.
Bahsettiğim ayrışmanın dini ve sosyal sebebine ek olarak bir de siyasi sebepten söz
edilebilir: Mısır'ın Fatımiler tarafından fethedilmesinden sonra, bu iki hanedanın genişleme
politikaları Suriye üzerinde çakışmaya başlamıştır. Daha önce bölge Karmatiler tarafından
kontrol ediliyordu ve oradaki vergilerden yüklüce bir gelir elde ediyorlardı. Fatimiler ise ya
Karmatileri kendilerine sadık kılarak (ki imamlık iddiaları bu yönden de anlaşılırdır, İsmaililik'e kendi idareleri altında bir ortodoksi kazandırma çabası olarak görülebilir) ya da bölgeyi onlardan alarak bu geliri ele geçirmeye
çalıştılar. Bu nedenlerle, Karmatiler’in 899'daki ayrışmada Fatimiler’in iddialarını taleplerini
dini sebeplerle reddettikleri, ancak o tarihten sonra da siyasi ve sosyal sebepler dolayısıyla
reddetmeyi sürdürdükleri söylenebilir. Ayrılığı kesin kılan veya devam ettiren şey siyasi ve
sosyal nedenlerdi.
Toparlarsak, bu üç hanedanın bir yerde tek amacı hükmetmekti. Bunu yapmak,
iktidara gelebilmek için halihazırda hükmeden Abbasilerle savaşmak, onların zıddı olmak
zorundaydılar. Bu politik karşıtlığı meşrulaştırması için de Abbasiler’in Sünnilik’ine karşı
Şiilik’i benimsediler. Abbasiler’e karşı mücadele yürüttükleri yani muhalefette oldukları süre
zarfında benimsedikleri Şiilik anlayışlarının radikalliği işlerine yarayan bir husustu,
düşmanlığı alevlendirip dehşet saçarak karşı oldukları sosyo-ekonomik sistemi felç
edebiliyorlardı. İktidarı elde ettiklerinde ise bu sona erdi. Şiilik’ten vazgeçmeseler de Şiilik
anlayışları değişti; daha uzlaşmacı, sınırlı veya “sistemle kavga etmeyen” bir şekil aldı. Bu
dönüşümün temel nedeni, sisteme değil de kendilerinin sistemdeki kötü konumuna karşı
çıkmalarıydı.
Kaynakça
• Akoğlu, Muharrem. "Büveyhîler'in Mezhebî Eğilimleri/Politikaları Üzerine."
Bilimname 17, no. 2 (2009): 123–38.
• Avcu, Ali. "Fatımi-Karmati İlişkisine Dair Bazı Mülahazalar." Cumhuriyet
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13, no. 2 (2009): 243–65.
• Avcu, Ali. "Karmatiler: Ortaya Çıkışları, Fikirleri, Edebiyatı ve İslam Düşüncesine
Katkıları." Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi 10, no. 1 (2010): 199–246.
• Çelik, Aydın. Fatımiler Devleti Tarihi (909-1171). Ankara: Türk Tarih Kurumu
Yayınları, 2018.
• Ekinci, Abdullah. "Irak-Suriye Bölgesinde Abbasi-Karmati Mücadelesi." Harran
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10, no. 10 (2002): 83–106.
• Ekinci, Abdullah. "Ortaçağ Ortadoğusu'ndaki Marjinal Hareketlerin (İsma'ili-Karmati
Hareketinin) Dönemin İslam Dünyasına Alternatif Sosyal Yaşam Sunma Çabaları."
Belleten 69, no. 255 (2005): 499–516.
• Elmas, Mümtaz Mehmet. "Fatımi Devleti'nin Sünni-Şii Siyaseti: Bu Çerçevedeki
Faaliyet ve Uygulamaları." Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2019.
• Erbaş, Furkan. "Fâtımî-Karmatî Siyasî ve Askerî İlişkileri (297-469/909-1076)."
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, no. 59 (2024): 123–51.
• Erbaş, Furkan. "Fâtımîler'in Ebû Hanîfe'si: Kâdî Nu'mân b. Muhammed (ö. 363/974)."
e-Makalat Mezhep Araştırmaları Dergisi 17, no. 2 (2024): 786–807.
• Erkoç, Murat. "Büveyhiler Devleti'nin Kuruluşu ve Bağdat'a Hâkim Olma Süreci
(933-945)." Külliye 1, no. 2 (2020): 214–31.
• Gökalp, Yusuf. "Zeydiyye Mezhebinin Doğuşu, Teşekkül Süreci ve Tarihçesi."
Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD) 7, no. 2 (2007): 55–93.
• Güner, Ahmet. "Büveyhiler Dönemi ve Çok Seslilik." D. E. Ü. İlahiyat Fakültesi
Dergisi 12 (1999): 47–72.
• Mottahedeh, Roy Parviz. "The Idea of Iran in the Buyid Dominions." In Early Islamic
Iran, edited by Edmund Herzig and Sarah Stewart, 153–58. London: London Middle
East Institute, 2012.