İki Yol, Bir Yönelim: Kemalist Türkiye ile Zogist Arnavutluk Arasında Laiklik ve Ulus-Devlet İnşası
Giriş
Osmanlı sonrası Balkan coğrafyasında birçok yeni devlet, hem siyasal hem de kültürel anlamda bir “yeni başlangıç” yapma arayışına girdi. Bu devletlerin başında gelen Türkiye ve Arnavutluk, farklı rejim biçimlerine sahip olmalarına rağmen benzer sorunlara benzer çözümler üretmeye çalıştılar. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, laiklik ve ulus-devlet inşası süreçlerinde radikal reformlara başvururken; Arnavutluk’ta Ahmet Zogu, krallık rejimi içinde benzer yönelimler sergiledi. Zog’un laiklik politikaları ve medeni kanun reformu gibi adımları, doğrudan Türkiye’deki Kemalist dönüşümün etkisiyle şekillenmişti. [1] Ancak Zogizm, Kemalizm’deki cumhuriyetçi ve yapısal dönüşümün aksine, yukarıdan aşağıya ve monarşik bir modernleşme projesiydi. [2]
Zogizm Nedir? Kemalizm ile Benzerlikleri Nerede Başlar?
Zogist sistem, otoriter bir monarşi içinde merkezîleşmiş bir devlet yaratma amacına dayanıyordu. Zogu, 1928’de kendisini “Kral Zog” ilan ettiğinde, laiklik ve ulusal egemenlik ilkelerini sahiplenen ama halkçı olmayan, yukarıdan aşağıya biçimlenmiş bir modernleşme modelini benimsedi. [3] Türkiye’den ilham aldığını gizlemeyen Zog, özellikle 1930’larda Ruşen Eşref Ünaydın aracılığıyla Atatürk’e şu mesajı göndermiştir:
“Bu asayiş eskiden yoktu. Dahilî tezepzübün çokluğu, Arnavutluğun varlığını tehlikeye düşürmüştü. Her yanımızdaki yabancı faaliyetler bizi darma dağınık etmek tehlikesini gösteriyordu. Bunun önüne ancak kendi şahsî gayelerimizden fedakârlıkta bulunarak geçebildik. Yoksa esasta ben de Cümhûriyet taraftarıyım, Gazi Hazretleri kadar Cümhuriyetciyim, emin olsunlar, fakat şeraitin icabı bizi bu yolda harekette bulunarak dahilî vahdeti temine sevketti. Bunu böyle bilmelerini rica ederim. Gazi hazretlerinin ve eserlerinin hayranıyım kendilerine benim derin ve kalbi hürmetlerimi bildirin beni bir küçük kardeşleri telakki etsinler beni nasihatlerinden ve irşatlarından uzak bulundurmasınlar terekkiye giden memleketinizi memleketimize örnek sayıyoruz, biz sizi numune alıyoruz. İsmet Paşa Hazretlerine, Tevfik Rüştü Beyefendi Hazretlerine de selâmlarımı bildiriniz.” [4]
Kemalist Türkiye 1926’da İsviçre Medeni Kanunu’nu esas alarak dinî hukuku sistem dışına çıkardı. Arnavutluk da aynı yıl benzer bir sürece girerek laik hukuk sistemine geçiş yaptı. Bu süreçte Arnavutlar doğrudan İsviçre’yi değil, Türkiye’nin çeviri ve uygulamasını örnek aldı. [5] Clayer’e göre bu, Türkiye’nin Balkanlar’da hukuki bir model haline geldiğinin göstergesidir. [6]
Zogu, Türkiye’nin laik eğitim ve dini reformlarını da dikkatle izledi. Eğitim sisteminde mezheplerin etkisini azaltmak, Katolik okulların açılmasına direnmek ve kadınların eğitimi için teşviklerde bulunmak, Zogist laikliğin pratik yansımalarıydı. [7]
Türkiye’de 1925 tarihli Şapka Kanunu, modernleşmenin en sembolik adımlarındandı. Arnavutluk’ta Mart 1937’de benzer bir yasa çıkarmıştı (tesettürün men’i ve
şapka giyme mecburiyeti). [8] Zogu’nun Batılı tarzda giyimi, devlet görevlilerinin kamuya açık ortamlarda daha “medenî” bir şekilde görünmeleri yönündeki yönlendirmeleri, Kemalist etkilerin yumuşatılmış biçimde yansıdığı uygulamalardı. Zogu’nun dış görünüşe verdiği önem, Batılılaşma sürecini yalnızca yapısal değil aynı zamanda sembolik düzeyde de temsil etme arzusunu gösteriyordu.
Atatürk’ün kılık-kıyafet inkılabında halk direncine rağmen geri adım atmaması, reformun kararlılıkla yürütülmesi gerektiğine dair Balkan entelijansiyasına örnek olmuştu. Bu kararlılık, Zogu’nun da siyasi modernleşmeyi toplumsal alana yansıtmaya çalışmasında rehberlik etti.
Her iki ülke de dinî kimliklerin üzerinde tanımlanan seküler bir ulus kimliği inşa etmeye çalıştı. Arnavut aydın çevreleri de bu yönde şekillenmişti. Shevqet Musaraj’ın Before the Dawn adlı romanında geçen şu ifade bu düşünceyi yansıtır:
“Ülkeyi içine düştüğü bataktan ancak Arnavut bir Mustafa Kemal Atatürk çıkarabilirdi.” [9]
Falih Rıfkı Atay, Balkanlar’a yaptığı seyahat sırasında Arnavutluk’a da uğramış ve Türkiye’deki reformların burada yakından izlendiğini yazmıştır. Arnavutluk’ta kadın kıyafetlerinde değişim, şarklılıktan uzaklaşma arzusu ve laiklik yönünde düzenlemeler gözlemlediğini belirtmiştir. [10] Ayrıca Türkiye’de tatil gününün Cuma’dan Pazar’a alınması uygulamasının Arnavutluk’ta da benimsendiğini aktarmıştır. [11]
Türkiye’de cumhuriyet temelli millet egemenliği hedeflenirken, Arnavutluk’ta monarşi altında “cumhuriyetçi eğilimli otorite” inşa edildi. Enis Sulstarova, Zog’u “aydınlanmış diktatör” olarak tanımlar; tıpkı Atatürk gibi halktan çok halk adına reform yapan bir figür olarak. [12] Ancak Kemalist sistem devrimci ve ilerici temellerle inşa edilirken, Zogist modernleşme daha çok pragmatik ve kişisel iktidara dayalıydı. [13]
Sonuç
Zogist Arnavutluk, Kemalist Türkiye’yi doğrudan kopyalamamış, ancak laiklik, hukuk, eğitim ve kimlik politikalarında ondan ilham almıştır. Zogu’nun “sizi numune alıyoruz” sözü ve Atatürk’e duyduğu saygı, bu etkilenmenin açık göstergesidir.
Falih Rıfkı Atay’ın izlenimleri, Shevqet Musaraj’ın romanı ve Türkiye ile Arnavutluk arasındaki karşılıklı açıklamalar, Kemalizm’in Balkanlar’da yalnızca bir devlet görüşü değil, aynı zamanda bir modernleşme modeli olduğunu ortaya koyar.
Kaynakça:
[1]: Clayer, N. (2022). Kemalizm: Osmanlı Sonrası Dünyada Ulusaşırı Siyaset, İletişim Yayınları, s. 62–71.
[2]: Vukadinović, I. (2023). The Subordination of Ideologies to Pragmatic Policies: Albanian Political Leaders and Fascist Italy 1925–1939, Right-Wing Politics in Interwar Southeastern Europe, s. 71–80.
[3]: Clayer, N., a.g.e., s. 66–68.
[4]: Clayer, N., a.g.e., s. 70–73.
[5]: Sulstarova, E. (2023). Enlightened Dictatorship: Ismet Toto as a Right-Wing Intellectual in the Albanian Kingdom, s. 313.
[6]: Clayer, N., a.g.e., s. 62–64.
[7]: Clayer, N., a.g.e., s. 71.
[8]: Clayer, N., a.g.e., s. 83–85.
[9]: Clayer, N., a.g.e., s. 68.
[10]: Vukadinović, I., a.g.e., s. 74–76.
[11]: Clayer, N., a.g.e., s. 66–70.
[12]: Sulstarova, E., a.g.e., s. 313.
[13]: Vukadinović, I., a.g.e., s. 76.
[14]: Clayer, N., a.g.e., s. 62–73.