Felsefe
Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2026

Ütopyalara Yeni Bir Bakış

Caner Tos 27 Okunma
Paylaş:

Her bir insanın hayalinde bir Dünya, bir düzen vardır. En azından düşünme yetisi yerinde olan her insanın bu konu üzerine söyleyeceği en az bir söz vardır. “Hayalinizdeki Dünya nedir?” veya “Hayalinizdeki düzen nedir?” gibi sorulara verebileceğiniz basit bir cevap bile yoksa düşünme yetinizi yoklamanız gerekebilir.

Ben burada düzenden bahsediyorum ama sizin hayaliniz düzensizlik vadediyor olabilir. Tabii, bu yazıda “düzen” üzerinde çok duracağız ama ele aldığım konuların bir de düzensizlik boyutu olduğunu unutmayalım.

Hayatın akışında belki fark etmediğiniz bir detayı da hatırlatmak isterim. Tek düşünebilen siz değilsiniz. Şimdi diğer insanları düşünün. Dünya’nın bir kıtasındaki bir ülkenin bir şehrindeki insanları düşünseniz yeterli. Gün içerisinde kendi hayatınıza devam ederken yanınızdan geçen farklı hayatları, farklı sevinçleri, farklı üzüntüleri, farklı yaşanmışlıkları ve farklı fikirleri, farklı zihniyetleri, farklı inançları düşünün. Peki, bu insanları bir araya getirirsek her biri için veya her birine uyacak bir düzen oluşturmak mümkün mü? Hayır! Düzeni birey değil, toplum oluşturur. Bunun aksi olsaydı; her bireyin kendi düzeni olurdu ki böyle bir durumda düzen, tek kişiden ibaret olamayacağından düzen olmaktan çıkardı. Düzen ancak toplumun hayalleri, hedefleri, idealleri ile var olabilir.

Bu yazı en sonunda ütopyaların nasıl gerçeğe taşınacağı noktasına varacaktır. Ütopyalar bildiğiniz gibi uçtur, uzaktır, düştür, gerçek dışıdır.

Hayal Olarak Ütopya

Hayal, ütopyaların oluşumunun ilk aşamasıdır. Ütopyaların ilk önce hayali kurulmuş sonra arzulanmıştır. Burada değindiğim “arzulamak” istençten veya bilinçten çok ona duyulan açlıktan gelir. İçilebilir suya ulaşmanın zor olduğu bir coğrafyada bir çocuk “her tarafın su ile dolup taştığı bir Dünya” hayali veya düşük ücretler ile ağır işlerde çalışan bir işçi “emeğin daha iyi bir yerde olduğu bir Dünya” hayali içerisinde olabilir. Bu örneklerden anlayacağımız gibi hayal olarak ütopya bir düzen sunmayabilir çünkü dediğim gibi o arzulardan doğmuştur.

Sizden bir ütopya, o hayalinizdeki düzeni, yaratmanızı istemiş olsaydım kusursuz bir bütün ortaya koyacağınız aşikârdır. Oysa düşündünyanızın ortaya koyduğuna kıyasla gerçek kusursuz mudur? Ya da şöyle diyelim: Aklınızın ürünü gerçek olabilecek kadar kusurlu mu? Hiç sanmıyorum.

Birinizin “yargı mekanizmasına ihtiyaç duymayan ve kendinden adaleti sağlayan” bir ütopya ortaya koyduğunu varsayalım. Şimdi sorarım, bu mümkün müdür? Hayır çünkü bunun için her insanın adaleti takınması ve erdemli olması, yine her insanın sizinle aynı arzuları paylaşıyor olması gerekecektir. Gün içerisinde yanınızdan geçen herkesi tekrardan tek tek düşünün. Şimdi, onların her biri “adaletli” ve “erdemli” insanlar olamayacağından bu ütopya gerçekten kopuyor. Zaten gerçeğin kusurlarından kaçarak sığınılan hayallerden bunun dışında bir beklenti içine girmek veya bunun gibi bir şey beklemek absürt olur.

Hedef ve İdeal Olarak Ütopya

Ütopyaların bir diğeri arzulardan ziyade fikirlere dayanan ütopyalardır. Bu tarz ütopyalar sadece hayal olarak kalmamış “ideal” olarak görülür olmuştur. Artık soyut ve elde edilmek istenen bir adım öteye geçmiş somutlanmış (hâlâ daha soyuttur) ve elde edilmesi gereken olmuştur. Eserlerde, sosyal ve siyasî topluluklarda, ideolojilerde karşımıza çıkabilecek ideal ütopyalar; temellidir, üzerine detaylıca düşünülmüştür, şekli şemali vardır ama kusursuzdur. Bizim gerçek kılabilmemiz için gerekli tek şeye -kusura- sahip değildir.

İdeal ütopyalar, doğrudan düzen ve düzensizlik vadederler. Artık arzuların tekdüzeleştirebildiği veya sınırlarını daraltabildiği bir durum söz konusu değildir. Artık tek başına arzular yoktur. Fikir vardır, fikir.

İdeal ütopyalar gelişmeleri ile beraber ulaşılması gereken bir hedefe dönüşmüştür. Böylelikle “elde edilmesi gereken” ütopya, “elde edilmeye çalışılan” olmuştur. Hedefe ulaşmak için gösterilen çabalar ütopyayı bir nebze de olsa gerçeğe taşıyabilir ancak ideal ütopyanın kusursuzluğu gerçek olmasına mani olacaktır. Aslında hedefe ulaşmak için gösterilen çabalar ile gelinen en son nokta birazdan ele alacağımız “gerçek ütopya” olacak ama hedefe kafayı takmış kimseler bunun farkında olmadan boşa kürek çekmeye devam edeceklerdir/etmişlerdir.

Eylem ve Gerçek Olarak Ütopya

Gerçek ütopyalar, ideal ütopyaların bulanık ve çarpık bir yansıması gibidir. Aslında bu benzetme doğru değildir çünkü benim ortaya koyduğumun zıttını sunuyor ama anlaşılır olması açısından bundan daha iyi bir örnek aklıma gelmiyor. Bulanık ve çarpık bir yansımadır diyorum çünkü sadece ideal ütopyanın gerçek olabilir kısmıdır. Öyle ki gerçek ütopya, ütopyanın kendi bile değildir (ütopya değildir). O sadece ütopyanın en gerçekleşebilir hâlidir. Ütopyadan ütopyaya değişmekle beraber gerçek ütopya ideal olana yakın veya uzak olabilir.

Gerçek ütopyalar bir düzen vaadi yerine doğrudan bir düzen sağlar ama bu düzen ideal ütopyanın vadettiği düzen değildir. Sağlanan düzen hiçbir zaman diğerine dönüşmeyecektir. Tabii, düzenin çıkış noktası yine o olmuştur. Onu yaratan fikir, gerçeğe taşınması ile bir düzen ortaya çıkarmıştır. Düzen; gerçektir, kusurludur.

Daha önce ütopyaların kusursuz olması ve bu yanı ile gerçekten koptuğunu belirttim. Gerçek ütopya ise diğerlerinin aksine kusurludur çünkü o hayatın içindedir. İdeal ütopyaya ne kadar yakın olursa olsun kusursuz olamayacaktır. Ne burada ne de sadece evrimsel süreç açısından değil, hayatımız ve uğraşlarımız için bile “kusur” kabul etmemiz gereken bir olgudur.

Gerçek ütopya, kendinden önce eylem olarak önümüze çıkar. Burada eylemlerle -kendini gerçek kılacak türden- var olmaya veya varlığını korumaya çalışır. Bu eylemler bize bir “eylem olarak ütopya” gösterir. İdeal ütopya hedefi doğurmuştu ama burada farklı olarak eylemler gerçek ütopyayı doğuruyor. Tam karşılık gelmese de tersi bir durum söz konusu.

Yalnız şunu da belirtmek gerek ki gerçek ütopya var olmak için hayalî ütopya ve ideal ütopyaya ihtiyaç duyar. Belki hayalî ütopyaya değil ama kesinkes ideal ütopyaya ihtiyaç duyar. Çok doğru bulmayarak verdiğim örneği tekrar hatırlarsak “yansıyacak olmadıkça yansıma da oluşamaz” diyebiliriz.

Ütopyalardan Elimizde Kalan

Ütopyalar, bazen sınırları zorlayan muhteşem düşünlerdir. Gerçek olsun olmasın fikirlerimizden çıkan ve fikirlerimizi taşıyan onlar, zihniyetimizi de gösterir. Ütopyalardan bize kalan onu oluşturduğumuz fikirlerdir. Hepimizin içinde bir ütopya var, yalnız biri gerçekleşecek. Oturup fikirleri mi birleştirmeli, ortak bir nokta mı bulmalı, yeni bir ütopya mı yaratmalı.

Keşke herkese tamamıyla uygun bir düzen sağlamak mümkün olsaydı da bazı çatışmalarla uğraşmak zorunda kalmasaydık. Bu noktada doğru bulduğumuzu sürdürmekten başka yolumuz yok. Bir düzen vardır, çoğumuza uygundur ve gönül rahatlığıyla geleceğimizi üstüne kurabiliriz. Yalnız bu, yazının konusunu aşıyor, bunları bulmayı sizlere bırakıyorum.

Yazıyı bitirirken yazdıklarımın kendi düşüncelerim ve tespitlerim dışında bir yere dayanmadığını söylemek isterim. Bundan kaynaklanacak diye düşünüyorum ki katılmayan gırla kişi olacak. Tabii olabilir, katılıp katılmamayı sizlere bırakıyorum. Zaten asıl amaç ortaya yeni bir bakış sunarak bunu tartışmaya açmaktır.

Fikirleri Büyütün

Bu Yazıyı Paylaşın

Bu çalışmanın daha geniş kitlelere ulaşması ve yeni tartışmalara kapı aralaması için çevrenizle paylaşabilirsiniz.

WhatsApp
Durum veya Sohbet
X (Twitter)
Gönderi Olarak Paylaş
X Doğrudan Mesaj
DM ile İlet
Ca
Yazar Hakkında

Caner Tos

Okuyucu Yorumları (0)

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bağlantı panoya kopyalandı!