“Bir cumhuriyette, cumhuriyetçilerden başka yurttaş yoktur. Cumhuriyet düşmanları ‘ulusal adaletin intikam kılıcını’ tadacaktır.”
—Maximilien Robespierre
Cumhuriyet, genel iradenin ve egemenliğin millete ait olduğu bir devlet şeklidir. Devlet ise insanların ve doğal olarak toplumların, yaşamlarını korumak ve geliştirmek amacıyla
kurdukları örgütlenme biçimidir. 102 yıl önce 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türk Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ilkesine dayanarak kurulmuştur. Bu, altı yüz küsür yıl boyunca imparatorluk ve hanedan yönetimi içerisinde yaşayan millet için bir devrimdir. Cumhuriyet'in ilanı, yalnızca kağıt üzerine işlemiş bir tarihi anlatı değil, fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olan bir devrimdir. Çünkü Cumhuriyet, milletin kendi kaderini tayin etmesidir. Cumhuriyet, toplumun ve onu
oluşturan bireylerin hür ve muvaffak yaşayabilmeleri adına, toplum içerisinden
çıkan aklı ve vicdanı hür kimseler tarafından kurulmuş bir milli örgütlenmedir.
“Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, Türk İnkılâp Tarihi
Enstitüsü Yay., Ankara, 1959, s. 286.)
Türk Cumhuriyeti'nin Kuruluş Felsefesi
Türkiye Cumhuriyeti, inkılapçı, milli-üniter, laik, devletçi, ve halkçı bir anlayış ile kurulmuştur. Ulu Önder Atatürk'ün önderliğinde Cumhuriyet'in kurucu kadroları, pratikte tezahür edilmiş ilkeler ile Cumhuriyet'i muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmayı amaçlamıştır.
Bu ilkeler, Türk Genel Devrim'inin ilkeleri olan Kemalizm prensipleridir. Kemalist Devrim ve beraberinde gelen yeni vatan, yeni sosyete ve yeni devlet anlayışı, Atatürk'ün
deyimi ile bir milli yenilenmedir.
"Bizim devrimimiz, bir ihtilal olmaktan öte, bir milli yenilenmedir." (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 173, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1959.)
Cumhuriyet'in Bugünü ve Türk Gençliğinin Vazifesi
Devrimin sürekliliği içerisinde, altı ilke ve üniter bir anlayış ile kurulan Türk Cumhuriyeti; kimsesizlerin kimsesi olması amacıyla kurulmuş lakin bugün, kimsesiz ve sahip çıkılmayan bir Cumhuriyet'e dönüştürülmüştür. Milli kültürün günden güne yozlaştığı, milli bayramların ilk
yıllarındaki gibi coşku ile kutlanmadığı, zenginlerin sermayesinin demokrasiyi şekillendirdiği, emekçilerin emeklerinin hakkını alamadığı, milli-üniter yapısına "milleti bölmek, parçalamak amacını güden ve yurt topraklarında ikili bir devlet modeline geçilmesinin amaçlandığı bir geçiş süreci" ile saldırıldığı, emperyalistlerin kuklalığını yapan politikacıların milleti temsilen mecliste
bulunduğu, kısacası "yurttaşların en temel insani hak ve özgürlüklere ulaşamadığı"
günümüzdeki Cumhuriyet, unutulmamalıdır ki bütün badirelere rağmen fikirlerimizde ve
ruhlarımızda payidar bir konumdadır. Çünkü biz devrimin amacını kavramış olan Türk gençleri olarak asıl olanın devrimi yaratan fikirleri ve duyguları yeni kuşakların vicdanlarında ve düşüncelerinde kökleştirmek olduğunun, bununla beraber hangi ahval ve şerait içerisinde olursak olursak olalım, Cumhuriyet'i muhafaza ve müdafaa etmemiz gerektiğinin bilincindeyiz.
“Devrimin amacını kavramış olanlar, onu daima koruma gücüne sahip olacaklardır. Bir devrim, yalnızca birtakım kurumlarda değişiklik yapmakla tamamlanmaz. Asıl olan, devrimi yaratan fikirleri, duyguları yeni kuşakların vicdanlarında ve düşüncelerinde kökleştirmektir. Ancak bu yolla devrimler kalıcı olabilir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, S. 217, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1959.)
Yaşı farketmeksizin Devrim'in amacını kavramış olup onu daima koruma gücüne sahip olan Türk gençleri olarak birinci vazifemiz olan "Türk İstiklâl'ini, Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etme" görevini kararlılıkla sürdürmek, bizler için "Ya istiklâl, ya ölüm!" düşüncesinden başkası değildir. Yurdu ve Cumhuriyet'i ilelebet Türk milletinin kılmak, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak; yeni bir toplumsal sözleşmeyle millî iradeyi ve hukukun üstünlüğünü sağlamak, kısacası vatanı kurtarmak... İşte, gençliğin vazifesi budur.