Yayınlanma Tarihi: 21 Ekim 2025

CHP, KEMALİZM VE YAKIN SİYASET

Anıl Nezor 51 Okunma

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasetinin yalnızca en eski partisi değil aynı zamanda bir fikrin, bir felsefenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. O fikir, Mustafa Kemal Atatürk’ün “akla ve bilime dayalı bir toplum” hedefinin politik karşılığı olan Kemalizm’dir.
Altı ok, yalnızca bir amblem değil bir milletin yeniden inşa sürecinde izlediği yol haritasıdır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik ve Milliyetçilik. Bu ilkeler, modern Türkiye’nin siyasal karakterini şekillendiren ideolojik pusulalardır.


Kurucu Felsefeden Kopuşa: CHP’nin Yön Arayışı


Her ideoloji gibi Kemalizm de yalnızca korunarak değil yorumlanarak yaşar. CHP, bu ideolojinin hem taşıyıcısı hem de zaman zaman en büyük sınayıcısı olmuştur. 1946’da çok partili hayata geçiş, partinin ilk büyük sarsıntısıydı; çünkü CHP artık sadece “devleti yöneten” değil “halktan oy isteyen” bir aktöre dönüşmek zorundaydı. Bu zorunluluk, Kemalist ilkelerin siyasette nasıl temsil edileceği sorusunu beraberinde getirdi.

Kemalizm çoğu zaman yanlış biçimde donuk, değişmez bir ideoloji gibi anlatılsa da özünde devrimcilik ilkesiyle zaten durağanlığa karşı bir sistemdir. Devrimcilik, geçmişin kutsanmasını değil her dönemde “ilerinin ne olduğunu” yeniden tanımlamayı emreder. Bu nedenle Kemalizm, bir dogma değil zamanla birlikte yürüyen bir düşünce disiplinidir. Atatürk’ün “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü de tam bu esnekliğin felsefi temelidir: Bilim değiştikçe, toplum da değişmeli; siyaset bu değişime ayak uydurmalıdır.


Bu noktada sıkça dile getirilen “CHP artık Atatürk’ün partisi değil” eleştirisini de doğru bir zemine oturtmak gerekir. Çünkü CHP’nin zaman zaman yönelim değiştirmesi, kurucu felsefeden sapmak değil o felsefenin dinamik doğasına uygun bir güncellenme sürecidir. Kemalizm, toplumun koşulları değiştikçe biçim değiştirmeyi değil tam tersine değişimi yönetmeyi öğütler. CHP’nin farklı dönemlerde farklı politik yönelimler izlemesi, bu ilerici ruhun bir sonucudur. Esas mesele, değişimin özünde hâlâ “akıl, bilim ve halk egemenliği” ilkelerinin yer alıp almadığıdır. Bu üç sacayağı korunduğu sürece, CHP’nin attığı her adım —biçimsel olarak değişse de— ruhsal olarak kurucu çizginin devamıdır.


 


Siyasi Operasyonların Gölgesinde Bir Parti


CHP’nin ideolojik arayışının gölgesinde bir de siyasi kuşatma dönemi yaşandı. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte parti, yalnızca kendi iç tartışmalarıyla değil dış operasyonlarla da şekillendirilmeye çalışıldı. Bir yanda “devletin partisi” etiketiyle sistem içi muhalefet rolüne sıkıştırıldı; diğer yanda “vesayetle özdeşleşmiş” bir yapıya dönüştürülmek istendi. Bu süreçte CHP’nin her hamlesi, ya “eski rejimin kalıntısı” ya da “yeni düzenin önünde engel” olarak yaftalandı.


Parti içindeki hizipleşmeler, ideolojik üretimden çok konum savaşlarına dönüştü. Kimi dönemlerde Kemalizm’in ilerici damarı “statükoculuk” olarak sunuldu; kimi dönemlerde ise CHP’nin toplumsal taleplere açılma girişimleri “ilkesizlik” diye eleştirildi. Aslında her iki durum da aynı soruna işaret ediyordu: CHP’nin siyaset yapma biçimi sürekli olarak dış müdahaleler ve iç denge hesapları arasında sıkışıyordu. Partinin topluma dokunmak yerine kendi içinde “nerede durması gerektiğini” tartıştığı uzun bir dönem yaşandı.


Ne var ki sonraki on yıllarda CHP, özellikle 1980 darbesi sonrası ve 1990’larda, partide bir kimlik karmaşası oluştu. “Sol” söylemle “devlet aklı” arasında sıkışan bir çizgi, partiyi halktan uzaklaştırdı. CHP, “Cumhuriyetin partisi” olma vasfını korudu ama “halkın partisi” olma özelliğini büyük ölçüde kaybetti.


 


Topluma Dönüş: Yeni Halkçılığın Ayak Sesleri


2019’un Yükselişi – Toplumla Yeniden Temas
2019 yerel seçimleriyle birlikte bir değişimin fitili ateşlendi. CHP, uzun yıllar sonra yeniden toplumsal merkezle temasa geçti. İstanbul ve Ankara zaferleri, yalnızca yerel başarılar değil köklerindeki Kemalist halkçılığın çağdaş bir yorumuydu. Artık laikliği sadece bir “ilke” değil yaşam tarzı özgürlüğü olarak savunan, halkçılığı sadece bir “slogan” değil sosyal adalet politikalarıyla besleyen bir CHP doğuyordu.
Bu dönem, partinin yeniden topluma karıştığı, sokakla, emekle ve şehirli orta sınıfla aynı dili konuşmaya başladığı bir eşikti. CHP ilk kez uzun yıllar sonra, halkın karşısında değil yanında durmaya başlamıştı.


 


2023 Kırılması – Kimlik Bunalımı ve Felsefi Uzaklık
Ancak bu kıvılcım, Türkiye siyasetinde gerçek bir dönüşüm yaratmak için tek başına yeterli değildi. 2019’un kazandırdığı ivme, 2023 seçimleriyle birlikte ciddi bir kırılma yaşadı. Parti, topluma yaklaşırken kendi ideolojik köklerinden uzaklaşmanın bedelini ağır ödedi.
Seçimi kaybeden yalnızca bir aday değildi. Kemalizm’in güncel değerini doğru okuyamayan, kurucu felsefeyi siyasal merkezden uzak tutan bir anlayıştı. Halk “değişim” sözcüğünü duydu ama yönünü göremedi. Çünkü değişimin rotası, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleriyle belirlenmediğinde o değişim yönsüzleşir.
2023, CHP’ye bir gerçeği hatırlattı: Kemalizm’den uzaklaşmak, toplumsal karşılığı olan bir siyaset üretme kapasitesini zayıflatır.


 


Topyekûn Dönüşüm – Kurucu Felsefeye Çağdaş Dönüş
2023 sonrası artık yalnızca bir kadro değişiminin değil zihinsel bir yenilenmenin zorunlu olduğu bir dönem başladı. CHP’nin yeniden yükselişi, Kemalizm’i bir tarih anlatısı olarak değil çağdaş bir yönetim aklı olarak sahiplenmesine bağlıydı.
Bu dönüşüm, ne bir romantik geçmiş özlemi ne de müzeye kaldırılmış bir ideolojinin diriltilmesiydi; tam tersine, Cumhuriyet’in kurucu aklını bugünün toplumsal ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturmanın adıydı.
Artık mesele, bir parti değişimi değil topyekûn bir dönüşümün zorunluluğuydu. Çünkü Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında CHP’nin görevi, geçmişin başarılarını tekrarlamak değil kurucu felsefenin ruhunu bugünün gerçekliğiyle yeniden harmanlamaktı.


Bu dönüşüm, bir nostalji değil bir hatırlayıştı. CHP, kendi kimliğini yeniden keşfederken aslında Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine dönüyordu — ama yüzünü geçmişe değil geleceğe dönerek.
Bu yüzden bugün CHP’nin atacağı her adım, sadece bir muhalefet stratejisi değil yeni bir Cumhuriyet vizyonunun önsözü olarak tarihe geçecek.


 


Sonuç: Köklerle Yenilenmek


Bugün CHP’nin yeniden Kemalizm’e yaklaşması, geçmişe dönüş değil kurucu felsefeyle çağdaş bir bağ kurma çabasıdır. Çünkü Kemalizm, tarihsel bir nostalji değil aklın, bilimin ve adaletin rehberliğinde bir toplum idealidir. CHP, kendi varlık nedenine yaklaştıkça, Türkiye siyasetinin de yeniden denge bulacağına dair umut halkta büyüyor.


Kemalizm’in özü hâlâ aynı: Halk için, halkla birlikte; aklın rehberliğinde, ilerlemenin inancıyla. CHP bu özle bağını güçlendirdikçe, sadece kendi kimliğini değil Türkiye’nin siyasal aklını da yeniden inşa etme potansiyeline sahip olacak.

An
Yazar Hakkında

Anıl Nezor

Medya ve Siyasal İletişim.

Okuyucu Yorumları (0)

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir.

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!